
Pauline Rose Clance 1960’lı yıllarda doktorasını yaparken, başarılı olamayacağına dair bir korkuya kapılır. Herkes benden daha akıllı, bu kez başarılıyım ama bir sonrakinde başarısız olacağım, aslında burada olmamam gerekir gibi düşüncelere sahip olduğunu söylerken bu düşüncelere bağlı olarak uykularının kaçtığını, performans öncesi dehşete kapılıp sonraları pişmanlık duyduğunu paylaşmış. Yine içerisinde bulunduğu dönemi anlatırken “Buna gerçekten inanıyordum, açık bir kaygı yaşadım, bununla yaşamam gerektiğini, benim bu olduğumu düşündüm.” ifadelerini kullanıyor.
Çocukluğunda üniversiteye gitmeyi hiç düşünmüyormuş, Apalaş Dağları tepelerinde büyümüş ve küçük okullara gittiğinden 12.sınıf eğitimini alamamış, 11 yıl okumuş. Okul hayatında yaşadığı eksiklikler eğitimine dair kuşkular oluşturmuş.
Lise danışmanı, “C almaya hazır ol, A almayı bekleme, kendine çok sert davranma.” demiş, yeterince küçük bir üniversiteye giden Pauline korkularını idare edebileceğini düşündüğünü paylaşıyor. Gitmek istediği bir üniversitede başarılı olabilmesi için psikoloji bölümünde erkeklerden 3 kat iyi olması gerektiği söylenmiş. Kendisine verilen geri bildirimler, geçmiş deneyimleri düşünce sistemi üzerinde kritik önem taşıyor diye düşünüyorum.
Bir noktada foyasını ortaya çıkacağına olan düşünce, yaşanan kaygı, bulunduğu yeri hak etmeme gibi inançların olduğu bu durumu psikologlar Sahtekarlık Sendromu, Impostor Sendromu, Impostor Fenomeni, Sahtekarlık Olgusu, Sahtekar Korkusu ya da Sahtekarlık olarak adlandırıyor.
Pauline doktora programını bitirdikten sonra, rekabetçi bir edebiyat fakültesi olduğu bilinen Ohio Oberlin Üniversitesi’nde psikolojik danışman olarak işe başlamış. Danışmanlık Merkezi görevi sırasında iletişim kurduğu öğrencilerden birinin de benzer durumda olduğu hikayeyi dinlerken kendi farkındalık anını yaşamış. Başarılı kadınların başarılarını sahiplenmediğini fark etmiş ve dışarıda kendilerinin kandırıyor algısı oluşturduğu bir düşüncenin kendine özgü bir düşünce olmadığını görmüş.
Başarının yetkinliklerden değil de şans veya insan ilişkilerindeki becerilerinin yattığı bir düşünceye sahip. Bu kaygının başkaları tarafından paylaşılıp paylaşılmadığı merakıyla birlikte konuyu araştırmaya ve ölçmeye çalışmış. Çalışma arkadaşı Suzanne Imes ile birikte Sahtekarlık Olgusu üzerinde sistematik araştırma yapmaya karar vermiş, yıl 1978. “Kadınların gerçek yeteneklerinin ya da yeteneksizliklerinin ortaya çıkmasından duydukları korkuyu ifade eden “entelektüel açıdan sahte olma iç deneyimi olarak tanımlamışlar.”
Ekibe bir matematikçi olan Nancy Zumoff’u da dahil ederek bireyin kendisini ne kadar sahtekar hissettiğini 5’li ölçekte değerlendirmesini istemişler. 1978 yılında makaleyi yayımlayarak bu sendromu yaşayan kadınların deneyimlerine odaklanıp, olası tedavi yöntemlerini tartıştılar. O sırada çok başarılı kadınlar arasında görülen bir tür nevroz, ruh sağlığı sorunu olarak tanımlanmış(araştırma 178 kadın denek ile yapılmış).
Sahtekarlık olgusunu yaşayan kadınlar, akademik ve profesyonel başarılarına karşın gerçekte parlak olmadıklarına ve aksini düşünen herkesi kandırmış olduklarına ve aksini düşünen herkesi kandırmış olduklarına inanmakta ısrar ederler. Üstün bir entelektüel işlevselliğe nesnel kanıt olması beklenecek sayısız başarının, sahtekarlık inancını pek etkilemediği görülüyor.
Clance&Imes
Başlangıçta kadınlara özgü olduğu düşünülen bu durumun daha yaygın olup olmadığı merak edilmiş ve 1985’te erkeklerin de benzer durumları yaşadığı farkına varılarak form değiştirmiş. Pauline ve diğer araştırmacılar kadın ve erkek farketmeksizin aynı ölçüde sahtekarlık sendromu yaşadığı sonucuna varmış.
Bazı kişilik özelliklerinin sendrom ile el ele gittiği bulunmuş, mükemmeliyetçilik, performans kaygısı, düşük özsaygı, içedönüklük, başarısızlık korkusu bunlardan birkaçı.
İskandinav Mitolojisi, Sandman, Yokyer gibi kitapların ünlü yazarı Neil Gaiman de benzer sorunları yaşadığını paylaşıyor. Hem çalışıp hem de yaptığı işten zevk almanın normal olmadığını, yaptığı iş nedeniyle ödüllendirilmesi ve bunu hak etmediğine dair düşüncelerinin kendisini etkilediğini söylüyor.
Oscar ödüllü oyuncu ve Harvard mezunu olan Natalie Portman 2015 yılında yaptığı bir konuşmada “Bugün kendimi 1999 yılında birinci sınıf öğrencisi olarak kampüse geldiğim günkü gibi hissediyorum. Sanki bir hata varmış gibi geliyordu çünkü burada olacak kadar akıllı değildim. Ağzımı her açışımda yalnızca aptal bir aktris olmadığımı kanıtlamam gerekiyordu.” tipik bir sahtekarlık olgusu davranışı sergilediğini paylaşıyordu.
Başka insanların düşündüklerini sandığımız şeyler için acı çekmek niye? Aşırı tetikte, gergin, hesaplanmış davranışlar ve cümleler stres seviyemizi arttırmıyor mu? Bunları biraz düşünelim.
Kendimize şu soruyu sorabiliriz belki;
Bu düşündüğüm şey gerçek mi? Varsayım mı?
Bitirirken, peki sahtekarlık duygusu neye sebep olabilir?
- Aşırı düşünme,
- Tahminlerde bulunma,
- Kaygılı hal, takıntılı hal,
- Gücü kaybediyor gibi hissetme,
- Kendini acımasızca eleştirme, yerinde sayma,
- Nefes kesilmesi,
- İlgi ve odak kaybı…
Benzer durumu yaşayanlar ve zorlananlar için dostane bir öneri profesyonel yardım alma olabilir, psikologlar bu konu ile ilgili bizleri dinleyecek ve yönlendirecek en ideal kişilerdir diye düşünüyorum.
Maskem düşse ne olur? Herkes gerçek yüzümü görse ne olur? Maske gerçekten var mı? Başarımı içselleştirmemin ardında ne var?
Konu ile ilgili bir bölüm yer alan ve yazıyı yazarken çoğunlukla faydalandığım kitap önerisi: Amy Cuddy- Hayattaki Zorlukları Yenmek için Aynaya Bak ve Kendin Ol
Cinsiyet eşitsizliği ile ilgili kitap önerisi: Tomas Chamorro-Premuzic-Neden Bu Kadar Yeteneksiz Erkek Lider Oluyor?-Bunun Önüne Nasıl Geçilir?