Güç Pozu/Güçlü Duruş

Kültürel psikolog Seinenu Thein, Myanmar’ın bazı bölgelerinde çocukların başlarını büyüklerden daha aşağıda tutmaları beklendiğini fark etmiş. Anne ve babası uyanmadıysa eğer bir çocuk, onlar uyanana, yataktan kalkana dek yerde otururmuş.

Eve bir rahip gelip koltukta oturursa, evde yaşayan herkesin yerde oturması beklenirmiş, çocuk veya yetişkin fark etmeksizin. Kişinin sosyal hiyerarşi içerisinde konumu onun ne kadar dik duracağını belirliyor bu durumda.

Batıda durum daha farklı ayaklarını masaya dayamak sorun olmayabiliyor, kollarınızı yana doğru rahatça açabiliyorsunuz, yayılabiliyorsunuz, düşey eksendeki yayılmanın azlığı düşük statüyü yansıtmıyor. Doğu Asya’da bu durum uygunsuz ya da kaba bulunuyor.

Postürümüz, konuşmalarımız ve hareketlerimiz ile birlikte daha yaygın bir beden dili kullanmak, kendimizden daha emin hissetmemize yardımcı oluyor, daha az kaygılı, daha emin, genel olarak daha pozitif bir hisse neden oluyor.

Madrid Özerk Üniversitesi’nde çalışan Pablo Brinol bir araştıma yapıyor, denekleri ya dik, göğüsler öne doğru çıkmış şekilde ya da dizlerine bakarak oturtuyor. Birkaç dakika bu pozisyonda kalan deneklere, gelecekte profesyonel hayatlarında kendilerine yardımcı olacak 3’er özellik sıralamalarını istiyorlar, hem olumlu hem de olumsuz özellikler.

Deneyin sonunda serbest bırakılıyorlar ve bir anket doldurmaları isteniyor. Kendilerini değerlendirdikleri bu teste baktıklarında, dik duranlar kendilerini olumlu bulmakla birlikte söyledikleri özelliklere daha çok inanmışlar ve güçlü hissetmişler. Eğilenler ise, olumlu ya da olumsuz özelliklerle ilgili kendilerinden emin olmadıklarını paylaşmış, kim oldukları konusunda da bocalamışlar. Bedenimizi yaymak bizi daha mevcut olmaya, dayanıklılığımızı ve farkındalığımızı arttırmaya yardımcı olacaksa bunu neden kullanmayalım?

Yine yapılan br araştırmada, güçlü pozda durduruğunu hayal edenlerin %70’i yaşadıkları duyguları tanımlamak için şu kelimeleri kullanmayı tercih etmiş;

  • açık ve kuvvetli,
  • dengeli ve güvenli,
  • rahat ve huzurlu,
  • dengeli, güvenli ve sağlam.

Güçsüz poz içinse durum biraz daha dramatik bir hal almış;

  • tuhaf ve gergin,
  • korkmuş ve yalnız,
  • aptal ve utanmış,
  • tehdit altında, kapalı ve kırılgan,
  • çok rahatsız.

Güç pozu için kamburlaşmamak, dik oturmak, omuzların geriye alınması, göğüs kafesinin öne doğru çıkması, çenenin yukarı doğru kaldırılması, büzülmemek önerilir.

Amy Cuddy’nin Aynaya Bak ve Kendin Ol isimli kitabında, Olivia Fox Cabane’in Karizma Miti kitabında konu ile ilgili daha detaylı bilgilere ulaşmanız mümkün.

Omurganıza iyi davrandığınız bir gün dilerim.

Pygmalion Etkisi

Romalı şair Ovidius, heykeltraş olan Kıbrıs Kralı Pygmalion’un bir mermer parçasına baktığında mermerin içindeki heykeli gördüğünü anlatır. Rivayete göre heykeltraş Galatea adında bir kadında kendi idealini, tüm tutkularını ve umutlarını görür, bir gün bir mermeri yontmaya başlar. Vizyonunu mermere yansıtır, bittiğinde eser muhteşem olarak nitelendirilir. Galatea bir kadından fazlasıdır, tüm umutlar, hayaller, olasılıklar ve mana heykeldedir, kaçınılmaz olarak Pygmalion heykele aşık olur. Aslında aşık olduğu şeyin idealin hayata geçebilmesidir aslında…

Brian Rosenthal liderliğinde bir grup araştırmacı ilkokul düzeyinde bir deney yapar, zeka testleri ile ilerlenen bu testte öğretmenlere test sonucuna göre gelişim potansiyeli en fazla olan 3 öğrenci ismi vererek sonuçları öğrencilerle paylaşmamalarını istemişlerdir. Öğretmenlere sadece bu bilgiyi paylaşmama ne fazla ne de az zaman ayırmamaları konusunda bilgi verilmiş. Sonraki yıl öğrenciler bir kez daha teste alınmış ve gerçekten de kontrol grubuna göre daha yüksek notlara ulaşmışlar. 3 öğrenci deneyin başında tutuldukları teste göre kesinlikle ve mutlak bir biçimde sıradandı ve takip eden yıl birer akademik yıldıza dönüşmüştü.

Sıradan 3 çocuğun sıra dışı hale gelmesine neden olan şey neydi?

1-Öğretmenlerin çocuklara olan inancı artmıştı, çocuklarla bu durumu paylaşmamalarına rağmen.

2-Bu sessiz mesaj öğrenciler tarafında algılanmıştı.

Mutluluk Avantajı

Shawn Achor bu durumu Pygmalion Etkisi olarak adlandırıyor kitabında. Bir kişinin potansiyeline olan inancımız, o kişinin potansiyelini hayata geçirir. Buradan hareketle birlikte çalıştığımız kişilerin potansiyelini harekete geçirebileceğimiz düşüncesi bizi nereye götürür bir bakalım. Bulunduğumuz ekipten birine, yöneticisi olduğumuz birine, hayatımızda yer alan herhangi bir kişiye potansiyelini ve ötesini hatırlatsak… Neyi kaybederiz?

Kitapta her Pazartesi kendinize şu 3 soruyu sorun önerisi bulunuyor:

  • Çalışanlarımın beceri ve zekalarının sabit olmadığına ve çalışarak gelişeceğine inanıyor muyum?
  • Çalışanlarımın bu konuda çaba göstermek ve yaptıkları işten tatmin olmak istediklerine inanıyor muyum?
  • Bu inanışlarımı gündelik sözlerim ve davranışlarıma nasıl yansıtıyorum?

Davranış değişikliğine giderken gösterdiğimiz çaba yetişkin olduğumuz için biraz zor gelebilir. Bu nedenle irade gücümüze egzersiz yaptırmaya devam.

Seçenek Bolluğu ve Karar Verme

Modernitenin başarısının hem acı hem de tatlı getirilerinin olduğunu söyleyen Barry Schwartz “Bolluk Paradoksu” isimli kitabında; seçenek bolluğu karşısında yaptığımız seçimler nedeni ile pişmanlık, statü endişesi, adaptasyon sorunu, sosyal kıyaslama, sürekli en iyiyi arama ve bunların sonucunda psikolojik sıkıntılarla karşılaşmamak adına ne yapabileceğimizi özetlemiş.

Bazı adımlar atılmalı ve bunlar kolay değil. Uygulama, disiplin ve belki de yeni bir düşünme sistemine ihtiyaç duyulabileceğinin altı çizilmiş. Yazarın seçimler konusunda önerilerine gelince;

  • Toplayıcı değil, seçici olun. Seçiciler, bir kararı önemli yapan noktaların farkındadır, bunaltıcı derecede seçenekle karşı karşıya kalırsak birer “toplayıcı” olmaya mecbur bırakılırız, pasif seçicilere dönüşürüz. Seçici olduğunuzda, önemsiz konulara kafa yormayacak, zaman kazanacak, kendinize zaman ayırabilecek, daha iyi seçenekler yaratabileceksiniz.
  • Daha tatminli olun, en iyiyi aramak için daha az süre kullanın. En iyiyi arayanlar pişmanlık, fırsatları kaçırma ve sosyal kıyaslama kaygısını yaşayabilirler. Yeterince iyiyi kabullenmek ise karar verme sürecini basitleştmeye yardımcı olur, duyulan tatmin artar.
  • Fırsat Maliyetlerinin fırsat maliyetini düşünün. Tercih edilemeyen alternatiflerin çekici taraflarını düşünmek seçimimizin tatminini azaltır. Tüm yeni şeylere ulaşma ve satın alma isteğini yönetin, tüm yeni şeyleri kaçıracağınızı düşünüp kaygılanmayın.
  • Dönüşü olmayan kararlar alın.
  • “Minnettarlık Tutumu” geliştirin. Hayatımızdaki iyi şeylere odaklanmak adına mini rutinler belirleyin, her sabah ya da her akşam bir not defterine not edin.
  • Daha az pişman olun.
  • Adaptasyonu öngörün. Keyifler basit konforlara dönüşebilir, basit konfordan keyif almayı öğrendiğinizde, adaptasyon duyulacak hayal kırıklığını hafifletebilir.
  • Beklentilerinizi kontrol altına alın, değerlendirilecek alternatiflerin sayısını azaltın, en iyiyi arayan yerine tatminli olun, tesadüflere izin verin ve beklenmedik mutluluklar yaşayın.
  • Sosyal kıyası azaltın. Birçoğumuz statüye çok fazla önem vermektedir, sosyal kıyaslama yapmak kendimizle ilgili duyduğumuz tatmin düzeyi üzerinde yıkıcı etkileri olan bir fenomendir. Sizi mutlu eden ve sizin hayatınıza anlam katan şeylere odaklanın.
  • Sınırlamaları sevmeyi öğrenin, önümüzdeki seçenekler arttıkça, seçme özgürlüğü bie tür seçenek tiranlığına dönüşür. Bu durumda önümüzdeki seçeneklere sınır koymayı özgürleştirici bir işlem olarak görebiliriz.
  • Ne zaman seçeceğinizi seçin, sorunu yaratan seçeneklerin bolluğudur. Alternatifleri es geçemeyiz, seçim süreci verdiğiniz kararla ilgili kötü hissettiriyorsa gerçek bir kazanımdan söz edemeyiz. Ne kadar zaman ve enerji harcadığınıza bakın ve süreci sınırlayın.

Bu öneriler belki işimize yarabilir. “Az, aslında çoktur.” diyerek bitiriyorum.

Öneri Kitap: Bolluk Paradoksu. Kitap Mediacat tarafından 2007 yılında basılmış.