İş Arkadaşlarınıza “İyi misin?” Diye Sormanın 20 Alternatif Yolu

Mental hastalıklarla ilgili farkındalık yaratmak için Mayıs ayı seçilmiş.

Birçok kişi, belki siz, belki ailenizden biri ya da iş arkadaşınız bu durumla mücadele ediyor.

Görmesek de duymasak da onların mücadeleleri gerçek.

Her işareti okuyamayabiliriz, ruh halinde ya da fiziksel halinde farklılık inceden ve yavaş şekilde gelebildiği gibi, aniden de olabilirdi.

İşyerinde nazik ve aynı zamanda şefkatli olabiliriz. Küçük bir adım atarak anlamlı farklar yaratabiliriz. Diğerleri ile etkileşimlerinizde inisiyatif alarak daha sağlıklı bir iş ortamı oluşmasına katkıda bulunabiliriz. Başlamak için;

İyi misin?

İyi misiniz?

  • Bugün nasılsın? Sohbet etmek istediğin bir şey var mı? Senin için buradayım.
  • Nasıl hissediyorsun?
  • Seni heyecanlandıran veya endişelendiren yeni ne var?
  • Son zamanlarda aklınızdan neler geçiyor?
  • Şu anda seni desteklemek için yapabileceğim bir şey var mı?
  • Bir araya gelip kahve içmeye ve birbirinizi daha iyi tanımaya vaktin var mı?
  • Şu anda iş ve yaşam zorluklarını nasıl yönetiyorsun?
  • Mevcut iş yükü ile nasıl başa çıkıyorsun?
  • İşle ilgili stres yaratan nedir?
  • Kişisel yaşamınızda işinizi etkileyebilecek şeyler var mı? ya da tam tersi? Anlatmak ister misin?
  • Bu yıl/ay/hafta senin için şu ana kadar nasıl gidiyor?
  • Bu hafta için planların neler? Sohbet etmek için biraz zaman planlamak ister misin?
  • Konuşmak ister misin?
  • Senin için endişeleniyorum, seni rahatsız eden bir şey var mı ve ben sana yardım edebilirim? Bu soruları sorarken yargılayıcı bir tavırdan uzak durmak, etkin şekilde dinleyip soruları doğru tonda yöneltmek önemli diye düşünüyorum.
  • Konuşmak istediğiniz biri var mı?
  • İşler nasıl gidiyor?
  • Aklınızdan ne geçiyor?
  • Son zamanlarda kendine nasıl bakıyorsunuz?
  • Konuşmak istediğiniz bir şey var mı?
  • Strese veya kaygıya neden olan şeyler var mı?

Güç Pozu/Güçlü Duruş

Kültürel psikolog Seinenu Thein, Myanmar’ın bazı bölgelerinde çocukların başlarını büyüklerden daha aşağıda tutmaları beklendiğini fark etmiş. Anne ve babası uyanmadıysa eğer bir çocuk, onlar uyanana, yataktan kalkana dek yerde otururmuş.

Eve bir rahip gelip koltukta oturursa, evde yaşayan herkesin yerde oturması beklenirmiş, çocuk veya yetişkin fark etmeksizin. Kişinin sosyal hiyerarşi içerisinde konumu onun ne kadar dik duracağını belirliyor bu durumda.

Batıda durum daha farklı ayaklarını masaya dayamak sorun olmayabiliyor, kollarınızı yana doğru rahatça açabiliyorsunuz, yayılabiliyorsunuz, düşey eksendeki yayılmanın azlığı düşük statüyü yansıtmıyor. Doğu Asya’da bu durum uygunsuz ya da kaba bulunuyor.

Postürümüz, konuşmalarımız ve hareketlerimiz ile birlikte daha yaygın bir beden dili kullanmak, kendimizden daha emin hissetmemize yardımcı oluyor, daha az kaygılı, daha emin, genel olarak daha pozitif bir hisse neden oluyor.

Madrid Özerk Üniversitesi’nde çalışan Pablo Brinol bir araştıma yapıyor, denekleri ya dik, göğüsler öne doğru çıkmış şekilde ya da dizlerine bakarak oturtuyor. Birkaç dakika bu pozisyonda kalan deneklere, gelecekte profesyonel hayatlarında kendilerine yardımcı olacak 3’er özellik sıralamalarını istiyorlar, hem olumlu hem de olumsuz özellikler.

Deneyin sonunda serbest bırakılıyorlar ve bir anket doldurmaları isteniyor. Kendilerini değerlendirdikleri bu teste baktıklarında, dik duranlar kendilerini olumlu bulmakla birlikte söyledikleri özelliklere daha çok inanmışlar ve güçlü hissetmişler. Eğilenler ise, olumlu ya da olumsuz özelliklerle ilgili kendilerinden emin olmadıklarını paylaşmış, kim oldukları konusunda da bocalamışlar. Bedenimizi yaymak bizi daha mevcut olmaya, dayanıklılığımızı ve farkındalığımızı arttırmaya yardımcı olacaksa bunu neden kullanmayalım?

Yine yapılan br araştırmada, güçlü pozda durduruğunu hayal edenlerin %70’i yaşadıkları duyguları tanımlamak için şu kelimeleri kullanmayı tercih etmiş;

  • açık ve kuvvetli,
  • dengeli ve güvenli,
  • rahat ve huzurlu,
  • dengeli, güvenli ve sağlam.

Güçsüz poz içinse durum biraz daha dramatik bir hal almış;

  • tuhaf ve gergin,
  • korkmuş ve yalnız,
  • aptal ve utanmış,
  • tehdit altında, kapalı ve kırılgan,
  • çok rahatsız.

Güç pozu için kamburlaşmamak, dik oturmak, omuzların geriye alınması, göğüs kafesinin öne doğru çıkması, çenenin yukarı doğru kaldırılması, büzülmemek önerilir.

Amy Cuddy’nin Aynaya Bak ve Kendin Ol isimli kitabında, Olivia Fox Cabane’in Karizma Miti kitabında konu ile ilgili daha detaylı bilgilere ulaşmanız mümkün.

Omurganıza iyi davrandığınız bir gün dilerim.

İş Hayatı ve Corona Virüs Önlemleri

Kim derdi Wuhan’dan bir virüs çıkacak, 100’den fazla ülkede 100K’dan fazla insanı etkileyecek, pandemik hale gelmemesi için dualar edilecek, bir ülke karantina bölgesi ilan edilecek…

Türkiye’de henüz bir vaka yaşanmadı, ihtimali üzerinde konuşuluyor. Amerika merkezli şirketlerde evden çalışma ile ilgili bilgilendirme maillerinin geldiğini twitter’daki dostlarımızdan öğrendik geçen haftalarda, Silikon Vadisi bomboş.

Bugünlerde şirketlerde masalara dezenfektan koyulmaya başlandı. AVM’lerde ve toplu taşıma araçlarında dezenfekte yapıldığını izliyoruz haberlerde. Trafik etkilendi, toplu taşıma ve servis yerine kendi araçları ile seyahat eden İstanbullular görülüyor.

Kalabalık toplantılar, seyahatler, fuar organizasyonları iptal edilmeye, acil durum eylem planları geç de olsa hayata geçirilmeye başlandı.

Mazda’da her masaya dezenfektan uygulaması başlamış, Kale Grup toplantıları video konferans moduna geçirmiş ve seyahate çıkanlar için seyahat kiti uygulaması bulunuyor, Novartis’te toplantı sayılarında ve seyahatlerde düşüş var, Peugeot’da herhangi bir rahatsızlıkta izin yolu gözükürken, Ford Otosan seyahatleri sınırlama yoluna gitmiş.

Virüse karşı yapılacak en iyi şey elbette bulaşmamak. Uzmanlara bakarsanız kelle ve paça çorbası içmek, tuzlu su ile burnu yıkamak, bulunduğun ortamı havalandırma müthiş çözümler.

  • İş sağlığı ve güvenliği açısından bakarak prosedürleri bu ve benzeri durumlar için güncellemek gerekli.
  • Çalışanlara hastalık hakkında farkındalık eğitimleri verilmeli, koruyucu malzemeler sağlanmalı(Dezenfektan, maske, eldiven…).
  • Şirket içerisinde selamlaşma konusuna bir açıklık getirilmesinde fayda var. Tokalaşmamak, sarılmamak, uzaktan el sallamak.
  • Bina Yönetimi, iş yeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ile risk çalışmalarının yapılması, müdahale planlarının yazılı halde sunulması faydalı olur.
  • Yemekhane, lavabo, WC alanları çıkışı başta olmak üzere koridor ve katlara çalışanların rahatlıkla ulaşabilecekleri otomatik dezenfektan sıvı cihazları yerleştirilmelidir.
  • Yurt dışı ve yurt içi  iş seyahatlerinin iptal edilmesi, ertelenmesi, yerine video konferans-tele konferans tercih edilmesi vb. uygulamaların hayata geçirilmesi gerekir. Bu sayede agile ve minimalizm tutkunları rahat bir nefes alabilir.
  • Uçak yerine araba yolculuğuna yönlendirme başka bir alternatif.
  • Özel seyahat planları ile ilgili İK’yı bilgilendirme, gerekli çalışma planının oluşturulması.
  • Yurt dışından gelenlerin 14 gün evden çalışmaya yönlendirilmesi. Kim derdi ki cuma günü dışında da home office günler gelecek?
  • Seyahat zorunluluğu olanlara maske verilmesi.
  • Kişisel eşyaların temizliği, paylaşımı konusunda bilgilendirme yapılması. 
  • El yıkama, hijyen ile ilgili bilgilendirici video/eğitim verilmesi.
  • Ofis ortak alanlarındaki oyun vb aletlerin kullanılmaması, kaldırılması.

Acil durum planları sevimli değildir, şarbonlu zarf gelmesi, radyasyon, deprem, doğal felaketler gibi durumlar için hazır olmak adına yapılır. 2020 yılı itibariyle hem sosyal medyanın gücü hem de bilginin şeffaf bir şekilde paylaşılmaması nedeni ile değişik günler yaşıyoruz. Bir yanda felaket tellalları diğer yanda işini doğru yapmaya çalışan insanlar. Ülkelerin yönetim kadrolarından tutun da şirketlerin çalışanlarına, sokaktaki bir insanından yarasa çorbası içene kadar hepimizi ilgilendiren bir konu oldu. Aşı için 20 ay sonrasına tarih veriyorlar.  İlk Corona Virüs hastası haberi bugünlerde bizimle paylaşılacak gibi.

Geçmişler olsun.

2020’de Geride Bırakılacaklar

2020’ye az kaldı, hazır yılı bitiriyorken bazı davranışları tekrarlamak, kendimize yük etmek, sürekli yorulmak yerine yeni bir şeyler denemeye ne dersiniz? Hem iş hem de sosyal hayatımızı etkileyecek davranış değişikliklerini ajandalarımıza not olarak ekleyelim mi? Belki üzerinde biraz çalışırız, ben sol elle yazı yazarak ve eliminasyon diyeti/beslenme şeklini hayatıma sokarak başlıyorum.

  • Erteleme konusu gündemimizde olsun, erteledikçe dağlar gibi birikecek konular, başlangıç noktası uzaklaşacak, olay ufkunda kaybolacak, yeni yılda biraz daha atılgan olmak ister miydiniz?
  • 2020 yılında kendimizi başkaları ile kıyaslamayı bırakabiliriz, kendi gücünüzün ve gerçeklerinizin farkına vardığınız bir yıl olsun.
  • İç eleştirmenin susmaması, kendini yargılama azalsın şefkat konusunda kendimize daha cömert davranalım.
  • Olumsuz tavırları saklama, devam ettirme dürtüsünden kurtulduğunuz bir yıl olsun, kendinizi pozitife odaklanan insanlarla çevreleyin, yardıma ihtiyacınız varsa talep edin, bilmelerini sağlayın, olumlu bir zihin halinde kalmaya çabalayın.
  • Negatif inançları geride bırakabiliriz hemen, şimdi bunun için çabalayalım, inançlara sıkı sıkı tutunmak rahat hissettirebilir. Başka türlü olsa nasıl olurdu?
  • Sağlıksız rutinleriniz, sağlığınıza faydası olmayan alışkanlıkları da geride bırakabilirsiniz, uzun vadede sizi rahat ettirecek şeyleri hayatınızda tutun.
  • Onaylanma ve doğrulanma ihtiyacına dair duyulan açlıktan vazgeçebilirsiniz 2019’da, biraz daha inisiyatif alma yılı olsun 2020.
  • Kalabalıkların peşinden gitme ve orijinallikten uzak davranışları da dengelemek faydalı olabilir, güçlü yanlarımız gölgede kalan alanlara dönüşebilir. Anı yaşamaya bakın.

Renklerin içinde geçireceğimiz bir hafta sonu olsun.

Zamanı Biriktirmek

Modern çağın en büyük sorunlarından biri 24 saatin insanoğluna yetmeyişi. Çok çalışıyorsun ama gün yetmiyor, işlerin karışık, yoğun, aynı anda bir çok konuya odaklanmak gerekebiliyor bazen, ne yapmalısın?

Yavaşla ve kendine bu kadar haksızlık etme, öncelikle kendini yıpratmamaya çalışarak bir adım atabilirsin. Hayatının bundan sonraki bölümünün ilk gününe giriş yap.

Hırslı olmak, hedeflerinin olması, başarmak aslında çok güzel. Ancak kendimizi daha fazlasını ya da daha azını yaparken hayal edebiliyor muyuz? Bundan suçluluk duymadan mesela, kendine nefes almak için bir alan yaratmalısın, buna izin vermelisin.

Peki nasıl yavaşlayacaksın?

İstersen buna vites küçültme, hızı düşürme gibi isimler verebiliriz. Çok meşgulsen ve buna rağmen üretkenlik sıkıntısını yaşıyorsan, aynı yerde dönüp durduğunu düşünüyorsan, iletişim sorunları yaşıyorsan, teslim tarihlerini kaçırıyorsan sanırım ufak sorunların var ve bununla yüzleşme zamanı. Yeniden gözden geçirilmesi gereken iş süreçleri var, hayat yoğun, sen meşgulsün bunu anlayabiliyorum. Bazen an’ı yaşamak gerekebilir, geriye doğru bir adım atıp mevcut durumu analiz etmek yardımcı olabilir.
İşleri delege etmek, yardım istemek, öncelikleri belirlemek ya da yeniden tanımlamak gibi aslında söylerken bile basit olan şeyleri hayata geçirmek.
Fazla mesai yapıyor olmak işi doğru yaptığınızı göstermez, optimum noktasını hatırlayın.
Hayır demeyi öğrenin, her işi yapmanız beklenmiyor sizden.
İnsanların size yardımcı olmasına izin verin, detaylarda boğulmayın.
Verilerle konuşun, “sanmak” “tahmin etmek” döngüsünden kurtulun, açık ve net ifadeler hayatınızı kolaylaştıracaktır.

Bitti.

Fomo

Fear of missing out, bilginin çok hızlı akması ve geride kalma durumu korkusu. Y jenerasyonu için operadaki Phantom.

Sürekli olarak Twitter, Facebook ve popüler diğer sosyal mecralardan kontrol etme gereği duyarak, bir şeyleri kaçırıyorum hissi yaşamak. Zamanın gerisindeymişcesine, her güncel haberi takip etmek zorundaymışcasına bir baskı kuruyor birey üzerinde, ardı ardına makaleler okuyor profesyoneller, kitaplar okuyor Alice Harikalar Diyarında’ki Beyaz Tavşan misali koşturuyor bir yerlere, oysa önemli olan an’ı yaşamak. Bir kaç görsel kaçırsak ya da fenomen esprilerini sonradan görsek büyük krizler yaşamayız gibi geliyor.

Burada küçük, tatlı, bir dolmuşta uyuklayan komşu teyze tepkisi verilebilir:
– “Geldik mi?”.