İnsan Ne Zaman “Kaynak” Oldu?

İnsan; modern dünyada iş gücü, personel, sermaye ve kaynak olarak yeniden adlandırıldı. Her ad, kurumların insana baktığı yeri biraz değiştirdi.

Bir kurumun çalışanlarına verdiği ad, onlarla kurduğu ilişkinin tamamını açıklamaz. Fakat o ilişkiye nereden baktığını ele verir.

İşçi. Memur. Personel. İnsan gücü. İnsan kaynağı. Yetenek. Çalışan deneyimi.

Her kelime başka bir dönemin yönetim sorununu ve insan anlayışını taşıyor. “İnsan kaynakları” ifadesi bugün o kadar yerleşik ki yan yana gelen iki kelimenin yarattığı gerilimi çoğu zaman duymuyoruz.

İnsan nasıl kaynak olur? Kıt kaynak mıdır?

Merhaba dostlar, yıllar yıllar önce işletme lisans eğitimi aldığım belli olsun.

İnsan → para, bina, makine veya hammadde gibi kullanılacak ve dağıtılacak bir varlık mıdır?

“Kaynak” sözcüğü, emeğin ötesinde insanın bilgisine, muhakemesine ve gelişme kapasitesine değer verildiği yeni bir dönemi mi anlatır?

İnsan bir sabah “kaynak” ilan edilmedi. Büyük organizasyonlar çalışanları kaydetmeye, sınıflandırmaya, korumaya, ölçmeye, geliştirmeye ve stratejiyle ilişkilendirmeye başladıkça kavram da katman katman oluştu.

Önce ölçek büyüdü

Sanayi Devrimi’nden önce de geniş iş gücü yöneten devletler, ordular, madenler, tersaneler ve büyük üretim yapıları vardı. Modern personel fonksiyonunu hazırlayan kırılma, 19. yüzyılın sonlarında işletmelerin büyümesiyle işçi meselesinin toplumsal ve siyasi ağırlığının artmasıydı.

Binlerce kişinin çalıştığı işletmelerde işe alma, ücret, devam, disiplin, iş kazaları, barınma, grevler ve sendikalar artık ustabaşının ya da işletme sahibinin kişisel takibiyle yürütülemiyordu.

İK tarihçisi Bruce E. Kaufman, Amerikan sanayisindeki erken dönemi incelerken uzmanlaşmış personel ve endüstri ilişkileri birimlerinin 1910’ların sonlarında belirginleştiğini, köklerinin 1870’lerden itibaren büyüyen “emek problemi”ne uzandığını gösteriyor. Burada tek bir başlangıç hikayesi yok. Şirketlerin büyümesi, işçi hareketleri, kazalar, kamuoyu baskısı ve yöneticilerin artan bilgi yükü aynı yapıyı farklı yerlerinden itti.

2026’da Journal of Management History’de yayımlanan bir çalışma da bu tarihi yöneticilerin sınırlı karar ve bilgi işleme kapasitesi üzerinden okuyor. İşletme liderleri büyüyen iş gücüne ilişkin sorunların tamamını doğrudan yönetemeyince personel meselelerini özel bir fonksiyona devretmeye başladı.

Başlangıçta yapılan iş bugünkü stratejik İK anlatısından epey uzaktı: kayıt tutmak, işe giriş ve çıkışları izlemek, ücret ve devam bilgilerini düzenlemek, şikayetleri ele almak, yasal ve toplumsal baskılara cevap vermek.

İnsan önce “kaynak” olmadı. Büyüyen sistem içinde kaydı tutulması gereken bir çalışan kitlesine dönüştü.

Refah görevlileri: ilgi mi, kontrol mü?

19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında Britanya ve ABD’de “welfare worker” veya “welfare secretary” olarak adlandırılan görevliler ortaya çıktı. Fabrikalardaki çalışma koşulları, hastalık, barınma, hijyen, yemek ve çalışanların gündelik sorunlarıyla ilgileniyorlardı.

Britanya’daki bugünkü CIPD’nin kurumsal öncüllerinden Welfare Workers’ Association 1913’te kuruldu.Bu gelişme bazen çalışan refahının keşfi gibi anlatılıyor.

Gerçek daha karışık. Refah uygulamaları bazı işletmelerde yaşam koşullarını iyileştirdi. Çalışan bağlılığını artırmak, devamsızlığı azaltmak, iş gücünü istikrarlı hale getirmek ve sendikal örgütlenmeyi sınırlamak isteyen işverenler de aynı uygulamalardan yararlandı.

Personel fonksiyonunun kökünde iki niyet yan yana duruyordu: çalışanı korumak ve çalışanı yönetilebilir kılmak.

Bu ikilik bugün de aramızda.

Çalışan esenliği programı insanın iyiliği için mi kurulur, tükenmişliğin verimlilik kaybına dönüşmesini önlemek için mi?

İki sonuç aynı uygulamada birlikte bulunabilir. Karar anında hangisinin feda edilebilir görüldüğü, kurumun gerçek önceliğini daha açık söyler.

İşin ölçülmesi, insanın ölçülmesine dönüştü

Frederick Winslow Taylor’ın 1911’de yayımlanan The Principles of Scientific Management kitabı işi küçük parçalara ayırmayı, en verimli yöntemi belirlemeyi, çalışanı seçip eğitmeyi ve planlamanın önemli bölümünü yönetimin sorumluluğuna vermeyi öneriyordu.

Taylor’ın sistemi çoğu zaman “insanı makineye çevirmek” cümlesiyle özetlenir. Bu kısa hüküm tarihsel resmi düzleştiriyor. Taylor, yüksek verimlilik sayesinde işverenin ve çalışanın refahının birlikte artabileceğini savunuyor; çalışanların bilimsel yöntemle seçilip geliştirilmesini yönetimin görevi sayıyordu. Yine de sistemin merkezindeki soru insanın ne yaşayacağı değil, işin en verimli biçimde nasıl yapılacağıydı.

Kronometre, standart iş, görev analizi ve performans kaydı yönetime yeni bir görüş alanı açtı. İşi yapan kişinin kendi yöntemine, örtük bilgisine ve özerkliğine ise daha az alan kaldı.

Ölçmek sistemi anlamaya yardım ediyor. Ölçebildiğimiz şeyi bütün gerçeklik sanınca insan daralıyor.

Bugünkü yetkinlik sözlükleri, performans puanları, verimlilik panelleri ve yetenek matrisleri bu eski gerilimin daha gelişmiş biçimlerini taşıyor.

Hawthorne: Çalışanın sosyal bir varlık olarak yeniden keşfi

Western Electric’in Hawthorne Works tesislerinde 1924’te başlayan ve 1930’lara uzanan araştırmalar, çalışma koşullarıyla verimlilik arasındaki ilişkiyi incelemek üzere tasarlanmıştı. Sonraki yorumları ve yöntemleri yoğun biçimde tartışıldı. Popüler “insanları izlersen performansları artar” özeti çalışmaların tamamını açıklamıyor.

Harvard Business School’un tarihsel arşivinde de görüldüğü üzere Hawthorne araştırmaları, insan ilişkileri hareketinin ve organizasyonların sosyal sistemler olarak incelenmesinin gelişiminde önemli bir dönüm noktası oldu. Grup normları, motivasyon, iş tatmini, katılım, liderlik ve çalışanların birbirleriyle kurduğu ilişkiler yönetim düşüncesinde daha fazla yer buldu.

Çalışan, görevi yerine getiren bir bedenden ibaret okunamıyordu. Duyguları, ilişkileri, aidiyeti ve grup içindeki konumuyla birlikte üretime katılıyordu.

Bu yaklaşım insanı gerçekten özgürleştirdi mi?

Tartışılır.

Sosyal ihtiyaçları anlamak daha insani bir çalışma düzeni kurmak için kullanılabildi. Aynı bilgi, bağlılığı ve performansı artıran yeni bir yönetim tekniğine de dönüşebildi.

İnsan görülmeye başladı. Görülmesinin amacı kurumun sonuçlarından bağımsız değildi.

“Human resources” ifadesini kim buldu?

Bu noktada popüler tarih anlatıları hızla bir mucit arıyor.

Bazı kaynaklar John R. Commons’ın 1893 tarihli çalışmalarını, bazıları Peter Drucker’ın 1954’te yayımlanan The Practice of Management kitabını, bazıları Yale’den E. Wight Bakke’nin 1958 tarihli The Human Resources Functionçalışmasını başlangıç kabul ediyor.

Bu isimlerin hepsi aynı başlangıç noktasını göstermiyor. “Human resources” söz öbeğinin iktisadi ya da genel anlamdaki erken kullanımı ile bugünkü anlamıyla İnsan Kaynakları Yönetimi fonksiyonunun kurulması ayrı tarihler.

Bruce Kaufman’ın The Oxford Handbook of Human Resource Management içindeki tarihsel incelemesine göre terim ABD’de ders kitabı literatüründe 1960’ların ortasında görünmeye başladı. Bakke’nin 1958 tarihli çalışması bu kullanım için belirgin bir esin kaynağıydı. “Personnel management” ile “human resource management” yaklaşık on beş-yirmi yıl birlikte kullanıldı.

Drucker insanı diğer işletme kaynaklarıyla aynı listeye yerleştirirken başka kaynaklarda bulunmayan özelliklerine de dikkat çekti: muhakeme, hayal gücü, koordinasyon ve kendi performansı üzerinde söz sahibi olma kapasitesi. Buradaki “kaynak” dili, insan kapasitesinin yönetimin temel konularından biri haline gelmesini anlatıyordu.

“İnsan kaynakları” için tek bir mucit ve tek bir doğum tarihi veremiyoruz. İfade 20. yüzyılın ortasında yeni bir yönetim anlamı kazandı; 1960’lardan itibaren personel yönetiminin yanında yerleşti, 1980’lerde stratejik bir yönetim yaklaşımına dönüştü.

İnsan sermayesi: Masraftan yatırıma geçiş

Theodore Schultz ve Gary Becker’ın çalışmalarıyla 1960’larda gelişen insan sermayesi yaklaşımı; eğitim, beceri ve işbaşında öğrenmeye yapılan harcamaları gelecekte gelir ve üretkenlik yaratabilecek yatırımlar olarak ele aldı. Becker’ın 1964 tarihli Human Capital kitabı alanın temel çalışmalarından biri oldu.

Bu yaklaşım önemli bir düşünsel değişim yarattı. Çalışana yapılan eğitim harcaması gider hanesine yazılıp geçilecek bir kalem olmaktan çıktı. Bilgi ve beceri ekonomik değer üretebilir, geliştikçe kapasite artabilirdi.

“Sermaye” metaforunun taşıdığı risk de burada beliriyor. Eğitim, sağlık, deneyim ve beceri yatırım-getiri diliyle değerlendirildiğinde insanın değeri ölçülebilir ekonomik katkısına kolayca eşitlenebiliyor.

Becker’ın kendi açıklamasında önemli bir sınır var: İnsan; bilgisinden, becerisinden, sağlığından ve değerlerinden, fiziksel ya da finansal varlıkların sahiplerinden ayrılabildiği gibi ayrılamaz. 

İnsan sermayesi satılıp depoya kaldırılabilecek bir varlık değildir; insanın üzerinde taşınır.

Şirketler bu ayrımı zaman zaman unutuyor. “Yetenek havuzu”, “kaynak tahsisi” veya “kapasite kullanımı” konuşulurken insanların tercihleri, yaşam koşulları ve kurumdan ayrılma iradeleri görünmezleşebiliyor.

Merak etmeyin, ben sizi hala görüyorum.

Türk devlet geleneğinde insan hangi adla görüldü?

Buraya kadar anlattığım çizgi ağırlıkla Batı’da sanayi işletmelerinin ve modern İK fonksiyonunun tarihi. Türklerin devlet ve insan ilişkisi ise Amerikan fabrikasından başlamıyor.

Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldız, kamuoyunda 16 büyük Türk devletini temsil eden bir hafıza çerçevesi olarak kullanılıyor. Bu simgeyi alıp “Hepsinde aynı personel sistemi vardı” demek kolay, kanıtlamak mümkün değil. Aralarında yüzyıllar, farklı coğrafyalar, inançlar ve yönetim yapıları var. 

Yine de daha geriye bakınca tekrar eden bazı soruları görebiliyoruz: 

Devleti kim taşıyacak? 

Yönetici hangi özelliklere sahip olmalı? 

Hükümdarın halka karşı sorumluluğu nedir? 

Hizmet, liyakat, sadakat ve adalet nasıl kurulacak?

8. yüzyıldaki Orhun Yazıtları bugünkü anlamıyla personel yönetimi anlatmaz. Devletin kuruluşunu, dağılmasını ve yeniden toparlanmasını anlatırken kağan, beyler ve halk arasındaki ilişkiye açıkça yer verir.

Bilge Kağan kendi başarısını sadece buyurma gücüyle kurmaz; dağılmış halkı toplamak, aç olanı doyurmak, yoksul olanı varlıklı hale getirmek üzerinden anlatır. Yönetenle yönetilen arasında tek taraflı bir sahiplikten daha geniş bir sorumluluk dili vardır.

9. yüzyılda Karahanlı sahasında yazılan Kutadgu Bilig bu ilişkiyi daha ayrıntılı bir yönetim düşüncesine taşır. Yusuf Has Hacib, devlet görevlerini ve bu görevleri üstlenecek kişilerde bulunması gereken özellikleri tek tek ele alır. Adalet, akıl, bilgi, ölçülülük, doğruluk ve hizmet burada süslü erdemler olarak durmaz; devlet düzeninin çalışması bunlara bağlıdır. İnsan henüz “kaynak” diye adlandırılmıyor. Görevin gerektirdiği nitelik, yöneticinin ahlakı ve halka karşı sorumluluğu birlikte düşünülüyor.

Selçuklu ve sonraki Türk-İslam devletlerinde divanlar, katiplikler, askeri ve idari görevler daha kurumsal yapılara dönüştü. Görevlilerin seçimi, yetiştirilmesi, ücret ya da toprak geliriyle karşılanması, denetlenmesi ve yer değiştirmesi devletin devamlılığı açısından düzenlendi. Bu yapıları modern İK departmanına benzetmek tarihleri birbirine yapıştırmak olur.

Ortak nokta daha temel: Büyük bir yapı insan emeği ve bilgisi hakkında kayıt tutmadan, görevleri ayırmadan ve sorumlulukları tarif etmeden yaşayamıyor.

Osmanlı bu uzun çizginin içindeki duraklardan biri. Geniş askeri ve sivil bürokrasi makamlar, rütbeler, maaşlar, atamalar ve kayıt düzenleri üzerinden yönetildi. 

19. yüzyılda devlet salnameleri teşkilatı ve görev sahiplerini düzenli biçimde görünür hale getirdi. 1879’da kurulan Sicill-i Ahval Komisyonu’nun tuttuğu defterlerde memurların eğitimleri, bildikleri diller, görevleri, terfileri, maaşları, ödül ve cezaları yer aldı. Söz uçmuş ama yazı kalmış görüyorsunuz. 

Burada Osmanlı’yı modern İnsan Kaynakları’nın mucidi ilan edecek bir malzeme yok. Zaten buna ihtiyacımız da yok. Sicill-i Ahval, bir kamu personel kayıt sistemi. 

Orhun Yazıtları bir yönetim muhasebesi ve siyasi hitap. 

Kutadgu Bilig bir devlet ve ahlak düşüncesi. Her biri insanı başka bir kavramla görüyor, başka bir ihtiyacın içinden konuşuyor.

Kutadgu Bilig’den yaklaşık beş yüzyıl sonra Machiavelli, Prens’te yöneticiye başka bir yerden baktı. 

Yusuf Has Hacib devlet düzenini adalet, akıl, bilgi ve yöneticinin halka karşı sorumluluğu üzerinden kurarken Machiavelli iktidarın nasıl kazanıldığına, korunduğuna ve değişen koşullarda nasıl hareket edildiğine yoğunlaştı. 

İki eser aynı soruyu sormuyor. Fakat yan yana okunduklarında yönetim düşüncesindeki kalıcı gerilim daha görünür hale geliyor: Devleti yöneten insanın niteliği mi düzeni ayakta tutar, gücü kullanma becerisi mi?

Cumhuriyet döneminde memuriyet hukuku, merkezi personel düzeni ve daha sonra işletmelerde gelişen personel yönetimi bu birikime yeni katmanlar ekledi.

“İnsan kaynakları yönetimi” dili ise Türkiye’de özellikle 1980’lerin sonu ve 1990’larda küresel işletme ve stratejik yönetim literatürüyle yaygınlaştı.

Türk tarihine baktığımda düz bir ilerleme çizgisi görmüyorum. Daha ilginç bir şey görüyorum: insan bazen halk, bazen kul, bazen asker, bazen memur, bazen personel, sonunda kaynak olarak yönetim diline girdi. Kelime değiştikçe insanın devlet ya da kurum karşısındaki yeri, hakkı ve hareket alanı da değişti.

1980’ler: İnsan stratejinin konusu oldu

İnsan Kaynakları Yönetimi’nin bugünkü kurumsal anlamı 1980’lerde belirginleşti. 1984’te yayımlanan iki etkili yaklaşım bu değişimin farklı yüzlerini gösterdi.

Michigan modeli olarak bilinen yaklaşım; seçme, değerlendirme, geliştirme ve ödüllendirme sistemlerinin organizasyon stratejisiyle uyumlu kurulmasına odaklandı. Çalışan sistemi şirket hedeflerini gerçekleştirecek biçimde tasarlanmalıydı.

Aynı yıl Michael Beer ve çalışma arkadaşlarının geliştirdiği Harvard modeli daha geniş bir alan tarif etti: çalışan etkisi, insan kaynağı akışı, ödül sistemleri ve iş sistemleri; çalışanlar, yönetim, sendikalar, kamu ve toplum gibi farklı paydaşların çıkarlarıyla birlikte ele alındı. Organizasyonel etkililiğin yanında bireysel ve toplumsal iyilik de sonuçların arasındaydı.

Bu iki yaklaşım bugün hala tanıdığımız ayrımı görünür hale getirdi:

  • İnsanları stratejinin uygulanması için düzenlenecek kapasite olarak görmek
  • İnsanlarla kurum arasında karşılıklı sonuçlar üreten bir çalışma ilişkisi kurmak

Literatürde zamanla “sert” ve “yumuşak” İK olarak adlandırılan bu iki damar, aynı şirketin içinde bile birlikte yaşayabiliyor.

Bir şirket aynı hafta çalışan deneyiminden söz edip kadro azaltımını Excel hücreleri üzerinden planlayabilir. Liderlik gelişimine yatırım yaparken insanları kısa vadeli performans etiketlerine hapsedebilir. “En değerli kaynağımız insan” cümlesini kurarken çalışan sesine karar süreçlerinde yer vermeyebilir.

Sözcüğün arkasındaki yönetim tercihi, tabeladan daha fazla şey anlatıyor.

İnsan kaynaktan veriye dönüşürken

Bugün bu tarih yeni bir katman kazanıyor. Çalışan artık bordro kaydı, özlük dosyası veya performans puanıyla sınırlı biçimde izlenmiyor. İşe alım sistemleri başvuru davranışlarını, dijital çalışma araçları üretim hızını, iletişim ağlarını ve iş akışlarını veriye dönüştürebiliyor. Yapay zeka destekli sistemler bu verilerden performans, potansiyel, işten ayrılma riski veya role uygunluk hakkında tahminler üretiyor.

Bu araçlar büyük çalışan grupları içinde insan gözünün kaçırabileceği örüntüleri gösterebilir. Fakat tahmin, insan hakkında verilmiş tarafsız bir hüküm değildir. Hangi verinin toplandığı, neyin başarı sayıldığı ve modelin hangi geçmiş kararlarla eğitildiği sonucu doğrudan etkiler.

İnsan “kaynak” olarak tanımlandığında kapasitesine, “veri” olarak okunduğunda ölçülebilen izlerine indirgenme riski taşıyor. Üstelik algoritmik kararın arkasında kimin değerlendirme yaptığı daha az görünür hale gelebiliyor, gidilecek daha çok yol var, etik, bias vb.

Sanki eski soru yeni bir biçim alıyor: Kurum insan hakkında daha fazla şey bildikçe onu gerçekten daha iyi mi tanıyor?

İsim değiştiğinde ilişki değişiyor mu?

Son yıllarda bazı şirketler “İnsan Kaynakları” yerine People and Culture, People Experience, Employee Success, Talent veya İnsan ve Kültür adlarını kullanıyor.

Dil önemsiz değil. Bir fonksiyonun adını değiştirmek, hangi konuları merkezine almak istediğine dair işaret verebilir. Fakat çalışma ilişkisinin niteliğini tek başına değiştiremez.

Departmanın adı “İnsan ve Kültür” olabilir; çalışan görüşü alınmadan bir kutudan diğerine taşınabilir. “Çalışan deneyimi” ekibi kurulabilir; yöneticilerin insan kararlarındaki niteliği hiç ölçülmeyebilir. “Yetenek” sözcüğü kullanılabilir; kurum yatırımını yüksek potansiyel etiketi verdiği küçük bir gruba ayırabilir.

İlişkinin niteliği birkaç basit kararda ortaya çıkıyor:

  • İnsanlar kararların öznesi mi, uygulama nesnesi mi?
  • Performans verisi bağlamıyla mı okunuyor, tek başına hüküm mü veriyor?
  • Gelişim, kurumun ihtiyaç duyduğu becerilerle mi sınırlı; çalışanın mesleki yönünü de içeriyor mu?
  • Çalışan sesi kararları etkiliyor mu, dinlenmiş görünmek için mi toplanıyor?
  • Kurum, insana yaptığı yatırımın karşılığını sadece daha yüksek verimlilik olarak mı tanımlıyor?
  • Bir insanın değeri, mevcut rolünde hemen kullanılabilen kapasitesinin ötesinde görülebiliyor mu?

İnsan kaynak mıdır?

Bu soruya “İnsan kaynak değildir” diyerek hızlı ve rahatlatıcı bir cevap verebiliriz. Sonra gerçek kurum hayatı başlar.

Kurumlar iş gücünü planlamak, beceri ihtiyacını öngörmek, adil ücret sistemleri kurmak, insanları uygun rollere yerleştirmek ve gelişime yatırım yapmak zorunda. İnsan bütün bu hesapların içine giriyor. Hesabın sonunda geriye insandan sadece kapasite ve maliyet kaldığında bir şey eksiliyor.

İnsan organizasyona zamanını, emeğini, bilgisini, ilişkilerini, muhakemesini ve öğrenme gücünü getirir. Bunların yanında kurumun mülkiyetine geçmeyen bir hayatı, iradesi, mesleki yönü ve ayrılma hakkı vardır.

İnsan Kaynakları fonksiyonunun tarihsel vaadi, çalışanı bordro ve özlük işlemlerinin ötesinde organizasyonun geleceğiyle ilişkilendirmekti. Aynı tarih başka bir risk de taşıdı: insan giderek daha ayrıntılı ölçülen, sınıflandırılan ve stratejiye tahsis edilen bir kapasiteye dönüşebildi.

Bugün İK’nın değeri insanı ne kadar iyi yönettiğiyle sınırlı değil. Şu soruyu kurumun içinde canlı tutabiliyor mu?

Organizasyon insanın hangi kapasitesinden yararlanabilir; bunu yaparken onun hangi gerçekliğine, hakkına ve geleceğine karşı sorumludur?

İnsan ne zaman kaynak oldu?

Şirketler büyüdüğünde. Çalışanlar hakkında daha fazla bilgiye ihtiyaç duyulduğunda. İş ölçüldüğünde, refah yönetildiğinde, becerinin ekonomik değeri hesaplandığında ve insan sistemleri stratejiyle ilişkilendirildiğinde.

Benim aklımda kalan soru biraz başka:

İnsan, kaynak olarak görülmeye başladıktan sonra insan olarak ne kadar görünür kaldı?

Kaynaklar ve notlar

  1. Bruce E. Kaufman, Managing the Human Factor: The Early Years of Human Resource Management in American Industry, Cornell University Press/ILR Press, 2008. Kitap kaydı
  2. Robert C. Ford, Bruce R. Barringer ve Sean A. Newman, “The early history of human resource management: exploring the influence of contextual factors on managerial capacity,” Journal of Management History, 7 Nisan 2026. DOI kaydı
  3. CIPD/People Management, “Where does HR come from? A brief history of the people profession,” 29 Eylül 2021. Yazı
  4. Frederick Winslow Taylor, The Principles of Scientific Management, Harper & Brothers, 1911. Project Gutenberg metni
  5. Harvard Business School, Baker Library, The Human Relations Movement: The Harvard Business School and the Hawthorne Experiments, 1924–1933. Dijital arşiv
  6. E. Wight Bakke, The Human Resources Function, Yale Labor and Management Center, 1958. Dijital kayıt
  7. Bruce E. Kaufman, “The Development of HRM in Historical and International Perspective,” The Oxford Handbook of Human Resource Management, Oxford University Press, 2007.
  8. Gary S. Becker, Human Capital: A Theoretical and Empirical Analysis, with Special Reference to Education, NBER/University of Chicago Press, 1964. NBER kaydı
  9. Michael Beer, Bert Spector, Paul R. Lawrence, D. Quinn Mills ve Richard E. Walton, Managing Human Assets, Free Press, 1984. Harvard Business School kaydı
  10. Charles J. Fombrun, Noel M. Tichy ve Mary Anne Devanna (ed.), Strategic Human Resource Management, Wiley, 1984.
  11. Muharrem Ergin, Orhun Abideleri. Ankara Üniversitesi Açık Ders Malzemesi
  12. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig. Eserde devlet görevleri, yöneticilerde aranan nitelikler, adalet ve sorumluluk ilişkisi ele alınır.
  13. Gökhan Doğan, “Fundamental principles of state and management in Kutadgu Bilig,” Procedia – Social and Behavioral Sciences, 2011. Bartın Üniversitesi açık erişim kaydı
  14. Gülden Sarıyıldız, “Sicill-i Ahval Defterleri,” TDV İslam Ansiklopedisi. Madde
  15. F. Gül Çetinel, “Personel Yönetiminden İnsan Kaynakları Yönetimine: Tarihsel Bir Perspektif,” Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 19(1), 2003, 175–200. DergiPark kaydı

BİR İŞ GÖRÜŞMESİNDE ŞİRKET HAKKINDA NE ÖĞRENİRSİNİZ?

Bir iş görüşmesinde deneyiminiz, yetkinlikleriniz ve role uygunluğunuz değerlendirilir.

Aynı görüşme size de önemli bilgiler verir:

Bu rol gerçekten tanımlanmış mı?

Organizasyon neye ihtiyaç duyduğunu biliyor mu?

Yönetici nasıl bir çalışma ilişkisi kuruyor?

Sizden beklenen sonuçlar ile kullanabileceğiniz kaynaklar örtüşüyor mu?

Bir iş teklifini değerlendirirken dört alana dikkat edebilirsiniz.

İş görüşmesinden çıktınız.

Soruların tamamını yanıtladınız. Deneyiminizi anlattınız. Pozisyona neden uygun olduğunuzu gösterdiniz. Her şey yolunda, 1 hafta içerisinde size döneceklerini ilettiler.

Peki siz ne öğrendiniz?

Rol neden açılmış?

Sizden hangi sorunu çözmeniz bekleniyor?

Ne ile ilgili karar almanız bekleniyor?

Performans kriteri/kriterleri var mı?

İlk yılın sonunda neye bakılarak başarılı sayılacaksınız?


Bu soruların cevapları belirsizse görüşme tamamlanmış olmayabilir.

Aslında mülakatta dikkat edilmesi gereken bazı işaretler var:

📌Rol, görüşme ilerledikçe şekil değiştiriyorsa…
Başvurduğunuz pozisyonun unvanı, kapsamı, seviyesi, çalışma modeli veya ücret koşulları süreç içinde değişebilir. Önemli olan değişikliğin açıkça anlatılmasıdır. Açıklama yerine rol sessizce başka bir şeye dönüşüyorsa durup yeniden değerlendirmek gerekir.

📌 Pozisyonun neden açıldığı söylenmiyorsa…
Yeni kurulmuş bir rol, ayrılan bir çalışanın yerine yapılan alım ve uzun süredir doldurulamayan bir pozisyon aynı hikayeyi anlatmaz. “Ekibimizi büyütüyoruz” cevabı da her zaman gerçek nedeni açıklamaz.

📌 Sizden büyük bir dönüşüm bekleniyor fakat karar alanınız konuşulmuyorsa…
Sonuç beklentisi yüksek; ekip, bütçe, yetki ve üst yönetim desteği belirsiz olabilir. Böyle bir rolde başarının yükü size, başarısızlığın nedenleri organizasyona ait kalabilir.

💣 Başarı yerine kişilik özellikleri tarif ediliyorsa…
“Çok dayanıklı”, “ellerini kirletmekten çekinmeyen”, “her koşulda çözüm üreten” biri aranıyorsa şu soruyu sormakta fayda var:
Bu kişiden hangi yapısal problemi kişisel çabasıyla taşıması bekleniyor?

📌 Her görüşmeci başka bir rol anlatıyorsa…

📌Önceki çalışanların tamamı problemli görünüyorsa…

📌Sorularınıza yer kalmıyorsa…

📌Süreçteki aksaklıklar tekrar ediyorsa…
Bir görüşme ertelenebilir. Bir e-posta gözden kaçabilir. Bir yönetici hazırlıksız yakalanabilir.

İptaller, sessizlikler, çelişkili bilgiler ve son dakika değişiklikleri tekrarlanıyorsa artık tekil bir aksaklıktan değil, bir çalışma biçiminden söz ediyor olabiliriz.


Tek bir soru işareti her zaman süreci bitirme nedeni değildir. Fakat soru işaretleri yan yana geldiğinde size rolün ilan metninde yazmayan kısmını gösterebilir. Lütfen görüşmelerde soru sormaya devam edin. Adayların da soru sorma hakları var:)

#işgörüşmesi #mülakat #işavı #kariyer

Kariyerin İkinci Yarısında Tek Seçenek Yeni Bir Kurumsal Rol mü?

Kariyerin ilk yıllarında ilerleme daha görünürdür.

Yeni mezun olarak işe başlanır, uzmanlık geliştirilir, sorumluluk alanı genişler, ekip yönetimi başlar ve unvanlar değişir. Her yeni görev, bir önceki rolün üzerine eklenen deneyim ve yetkiyle tarif edilir.

Satış alanında neredeyse her yıl ya da 2 yılda bir unvan değiştiren profesyoneller gördü bu gözler. Elbette farklı bölümlerde farklı unvan ve kademeler de işliyor.

Kariyerin ikinci yarısında bu hareket biraz daha karmaşık hale gelir.

Profesyonel artık ne yapabildiğini kanıtlamakla uğraşmaz. Yıllar boyunca farklı iş problemleri çözmüş, ekipler yönetmiş, krizlerden geçmiş, sistemler kurmuş ve organizasyonların değişim dönemlerinde sorumluluk almıştır. Uzman, kıdemli uzmana, süreç yöneticisi, ekip müdürüne, koordinatör direktöre dönüşebilir.

Bu kez soru “Daha ne kadar yükselebilirim?” ile sınırlı kalmaz.

“Bu birikimi bundan sonra nerede, nasıl ve hangi koşullarda kullanmak istiyorum?” sorusu öne çıkar.

Uzun yıllar kurumsal yaşamda çalışan birçok profesyonel, bir görevi sona erdiğinde doğrudan başka bir kurumsal rol aramaya başlar(kurumsal hayattan sıkılanları burada ayrı tutalım).

Önceki unvanına benzeyen ilanları inceler, aynı seviyedeki yöneticilere ve headhunter’lara ulaşır, CV’sini son görevine göre günceller.

Yeni bir kurumsal görev, kariyerin devamı için güçlü bir seçenek olabilir. Belki en uygun seçenek olduğu için belki de en tanıdık seçenek olduğu için de tercih ediliyor olabilir.

Kariyerin ikinci yarısı ne zaman başlar?

Kariyer, evrensel bir insan ihtiyacı değil, orta-üst sınıfın son yüzyılda inşa ettiği kültürel bir anlatıdır.

Profesyoneller bana çoğunlukla iş avı, CV güncellemek, LinkedIn profillerini güncellemek ya da mülakata hazırlanmak için geliyor.

Ama bunlar hiçbir zaman yaptığım işin kendisi olmadı.

Bir özgeçmiş hazırlamak, LinkedIn profilini yeniden yazmak veya kariyer geçişini planlamak; bunların hepsi görünürde farklı hizmetler gibi duruyor. Masanın diğer tarafından bakınca aynı probleme açılıyorlar.

Bir insan, belirsizlik arttığında nasıl daha iyi karar verir?

İş gücü piyasası uzun yıllar boyunca nispeten öngörülebilir bir yapıdaydı. Kurallar daha belirgindi. Kariyer yolları daha doğrusaldı. Bir şirkette uzun süre çalışmak, unvan basamaklarını sırayla çıkmak ve belirli bir planı takip etmek makul bir stratejiydi.

Bugün aynı şeyi söylemek giderek zorlaşıyor.

Şirketler değişiyor.
Teknolojiler değişiyor.
İş tanımları değişiyor.

Beklenti ve anlam değişiyor.

Kariyerin ikinci yarısını belirli bir yaşla başlatmak güç aslına bakarsanız.

Bazı profesyoneller bu döneme 40’lı yaşlarında girer. Bazıları 50’li yaşlarında hala yükselme, büyüme ve daha geniş sorumluluk alma isteği taşır. Kimi yöneticiler ise daha erken bir dönemde mevcut çalışma biçimlerinin sürdürülebilirliğini sorgulamaya başlar.

Bu geçiş çoğu zaman yaşla değil, soruların değişmesiyle görünür hale gelir:

  • Bir sonraki terfi gerçekten neyi değiştirecek?
  • Daha büyük bir organizasyonu yönetmek istiyor muyum?
  • Aynı tempoyu kaç yıl daha sürdürebilirim?
  • Birikimimi farklı bir sektöre taşıyabilir miyim?
  • Kurumsal görev dışında gelir ve etki alanı oluşturabilir miyim?
  • Yaptığım iş, yaşamak istediğim hayatla uyumlu mu?
  • Bundan sonra neyle tanınmak istiyorum?

Bu sorular ortaya çıktığında profesyonelin ihtiyacı her zaman yeni bir pozisyon bulmak olmayabilir. Önce mevcut kariyer modelini değerlendirmesi gerekir.

Neden ilk seçenek yine kurumsal yaşam oluyor?

Kurumsal görev, öngörülebilir bir yapı sunar.

Düzenli gelir, SGK primleri, yan haklar, ekip, bütçe, unvan, karar alanı ve kurumsal kaynaklar profesyonelin çalışma hayatını belirli bir çerçeve içinde sürdürmesini sağlar. Kişi hangi sorumlulukları taşıdığını, performansının nasıl ölçüleceğini ve organizasyon içindeki yerini bilir.

Kurumsal yaşam profesyonel kimliği de destekler. Şirketin adı, görev unvanı, yönetilen organizasyon ve temsil edilen marka kişinin piyasadaki görünürlüğünün bir parçasına dönüşür.

Uzun yıllar bu yapı içinde çalışan bir profesyonel için kurumsal görevden ayrılmak sadece iş değiştirmek anlamına gelmez. Düzenli gelirden, organizasyonel aidiyetten, karar yetkisinden, ekipten ve tanımlı bir kimlikten de ayrılmayı içerir.

Yeni bir kurumsal role yönelmenin bir kısmı, karar biliminde “mevcut durum eğilimi” olarak tanımlanan mekanizmayla da açıklanabilir. İnsanlar belirsizlik karşısında, koşullarından tam olarak memnun olmasalar bile tanıdıkları seçeneği yeni ve sonucu öngörülemeyen seçeneklere tercih edebilir.

Kurumsal yaşamın dili, ritmi ve başarı ölçütleri tanıdıktır. Danışmanlık, portföy kariyer veya bağımsız çalışma ise yeni davranışlar, ilişkiler ve gelir düzenleri gerektirir. Tanıdık modele dönme isteği bu nedenle her zaman onun daha uygun olduğunu göstermez; bazen belirsizlik maliyetinin daha düşük algılandığını gösterir.

Kurumsal kimliğin sağladığı görünmez destek

Uzun yıllar güçlü kurumlarda çalışan bir profesyonel, piyasada kendi adıyla birlikte şirketinin itibarı, unvanı ve temsil ettiği organizasyonel güçle de karşılık bulur.

Toplantıya girdiğinde arkasında bilinen bir marka, geniş bir ekip, bütçe ve karar yetkisi vardır. Telefonlarının ne kadarının kendisine, ne kadarının temsil ettiği kuruma açıldığını o görev devam ederken ayırt etmek kolay olmayabilir.

Kurumsal görev sona erdiğinde profesyonel ilk kez kendi adı, uzmanlığı ve ilişki ağıyla görünür olmak zorunda kalabilir. “Şu anda ne yapıyorsunuz?” sorusuna tek bir unvanla cevap verememek; danışmanlık, proje bazlı çalışma veya portföy kariyer gibi modelleri olduğundan daha belirsiz gösterebilir.

Bu durum sadece çalışma biçiminin değişmesiyle ilgili değildir. Profesyonel kimliğin artık şirket tarafından tanımlanmadığı yeni bir döneme geçilir.

Yeni bir kurumsal role dönme isteğinin içinde işin kendisi kadar tanımlı bir kimliği, statüyü ve kurumsal desteği koruma ihtiyacı da bulunabilir. Sağlıklı kariyer kararı, bu ihtiyacı küçümsemeden hangi kısmının gerçekten vazgeçilmez olduğunu anlamayı gerektirir.

Aynı rolün devamı mı, geçmişin tekrarı mı?

Kariyerin ikinci yarısında yeni bir kurumsal görev ararken temel risklerden biri, geçmişte başarılı olunan rolü başka bir şirkette aynı biçimde tekrar etmektir.

Yeni şirket, ekip ve sektör başlangıçta değişim hissi yaratabilir. Ancak görev aynı sorunları, aynı çalışma temposunu ve benzer organizasyonel sınırları taşıyorsa profesyonel bir süre sonra kendisini tanıdık bir döngünün içinde bulabilir.

Bu nedenle yeni rolün sunduğu değişim unvanın ötesinde incelenmelidir:

  • Karar alanı gerçekten genişliyor mu?
  • Çözülecek problemler yeni bir öğrenme alanı açıyor mu?
  • Organizasyonun beklentisi deneyimimle örtüşüyor mu?
  • Rol, uzmanlığımı kullanabileceğim bir etki alanı sunuyor mu?
  • Çalışma biçimi ve tempo sürdürülebilir mi?
  • Şirketin dönüşüm ihtiyacı ile benim motivasyonum birbirini destekliyor mu?
  • Bu görev üç yıl sonra beni nerede konumlandıracak?

Aynı unvan, iki farklı şirkette bütünüyle farklı bir kariyer deneyimi yaratabilir. Birinde profesyonel stratejik kararların merkezinde yer alırken diğerinde uygulama ve raporlama sorumluluğuna sıkışabilir. Çalışanın kendisi değil, şirketin kültürü, liderin tavrı, departmanın görece gücü de var, unutmayalım.

Bu nedenle görev adı kadar rolün gerçek kapsamını, karar yetkisini ve organizasyon içindeki ağırlığını anlamak gerekir.

Kıdem arttıkça seçenekler neden daralıyor?

Kariyer ilerledikçe profesyonelin deneyimi güçlenir; ancak doğrudan eşleşebileceği pozisyonların sayısı azalabilir.

Üst düzey görevlerin sayısı sınırlıdır. Şirketler bu roller için sektör deneyimi, ekip büyüklüğü, fonksiyonel kapsam, uluslararası sorumluluk, bütçe yönetimi ve kurum kültürü uyumu gibi birçok ölçütü aynı anda değerlendirebilir.

Profesyonelin ücret seviyesi, lokasyon tercihi ve çalışma modeli beklentileri de seçenekleri etkiler.

Bu daralma, kişinin değerinin azaldığı anlamına gelmez.

Piyasadaki uygun rol sayısı ile profesyonel kapasite aynı ölçü değildir.

Buna bir de “aşırı niteliklilik” algısı eklenebilir. Kıdemli bir profesyonel daha dar kapsamlı bir rolü bilinçli olarak tercih etse bile işveren, adayın kısa sürede tatminsizlik yaşayacağını, daha uygun bir fırsat bulduğunda ayrılacağını veya mevcut organizasyonel yapıya uyum sağlamakta zorlanacağını düşünebilir.

Böylece adayın esnekliği işveren tarafından her zaman bir avantaj olarak okunmaz. Daha az ekip yönetmek, daha sınırlı seyahat etmek veya operasyonel sorumluluğu azaltmak isteyen profesyonel; kendi tercihinden bağımsız biçimde “bu rol için fazla kıdemli” olarak değerlendirilebilir.

Bu algıyı yönetebilmek için profesyonelin neden daha dar kapsamlı bir görev istediğini, beklentilerini ve rolle kurduğu bağı açık biçimde anlatması gerekir.

Kıdemli profesyoneller uzun arama sürecini kişisel yetersizlik gibi yorumladıklarında daha fazla ilana başvurabilir, hedeflerini genişletebilir veya birbirinden kopuk pozisyonlara yönelebilir. Böylece deneyim güçlü olduğu halde pazar karşısındaki anlatı zayıflar.

Kıdem arttıkça daha çok başvuru yapmak yerine daha net bir kariyer tezi kurmak gerekir:

  • Hangi ölçekteki organizasyonlarda etkili olabiliyorum?
  • Hangi tür iş problemlerini çözmek için çağrılmalıyım?
  • Geçmiş başarılarım hangi gelecek rolleri için kanıt oluşturuyor?
  • Hangi sorumlulukları artık almak istemiyorum?
  • Hangi şirketlerin gündemi benim deneyimimle örtüşüyor?

Bu sorular, geniş bir iş aramasını hedefli bir pazar çalışmasına dönüştürür.

Kurumsal role dönme isteğinin kaynağı ne?

Yeni bir kurumsal görev aramadan önce bu isteğin kaynağını anlamak önemlidir.

Bazı profesyoneller insan, bütçe ve operasyon yönetmekten beslenir.

Büyük organizasyonlarda karar alma, sistem kurma ve uzun vadeli sonuç üretme isteği taşır.

Kurumsal liderlik onlar için doğal çalışma alanıdır.

Bazıları ise düzenli geliri, statüyü veya tanıdık çalışma düzenini kaybetmekten çekindiği için aynı modele yönelir. Bu durumda aranan şey görevin kendisinden çok sağladığı güvence olabilir.

Her iki durum da anlaşılır, dinliyoruz ama yargılamıyoruz. Ancak farklı kariyer kararları gerektirir.

Kurumsal yaşamı gerçekten isteyen bir profesyonel, hedef şirketlerini ve rollerini daha net seçebilir. Güvence ihtiyacı ağır basan bir profesyonel ise gelir modelini, geçiş süresini ve alternatif çalışma seçeneklerini ayrıca değerlendirebilir.

“Kurumsal hayata dönmek istiyorum” cümlesinin altında farklı ihtiyaçlar bulunabilir:

  • Yönetme ve karar alma isteği
  • Düzenli gelir ihtiyacı
  • Aidiyet ve ekip duygusu
  • Statü ve profesyonel kimlik
  • Kurumsal kaynaklarla büyük ölçekli etki yaratma
  • Bağımsız çalışmanın belirsizliğinden kaçınma
  • Başka çalışma modellerini yeterince tanımama

İhtiyaç netleştiğinde seçenekler daha gerçekçi biçimde değerlendirilebilir.

Kurumsal görev hala doğru seçenek olabilir

Kariyerin ikinci yarısında alternatif modelleri değerlendirmek, kurumsal yaşamdan uzaklaşma zorunluluğu yaratmaz.

Yeni bir kurumsal rol;

  • Daha geniş bir karar alanı sunuyorsa,
  • Profesyonelin uzmanlığıyla çözülebilecek önemli bir iş problemi taşıyorsa,
  • Yeni öğrenme ve gelişim alanı açıyorsa,
  • Gelir ve yaşam beklentileriyle uyumluysa,
  • Çalışma temposu sürdürülebilir görünüyorsa,
  • Profesyonelin uzun vadeli yönünü destekliyorsa

sonraki dönem için güçlü bir tercih olabilir.

Buradaki fark, yeni rolün otomatik bir devam adımı olarak değil, bilinçli bir kariyer kararı olarak seçilmesidir.

Köprüyü yakmadan geçiş evresi tasarlamak

Kariyer modelleri arasındaki geçiş her zaman tek bir karar gününde gerçekleşmez.

Kurumsal görev devam ederken ilişki ağını unvandan bağımsız biçimde geliştirmek, uzmanlığı görünür kılmak, sınırlı kapsamlı projelerle farklı çalışma modellerini tanımak ve finansal hazırlık yapmak iki dönem arasında daha güvenli bir köprü kurabilir.

Bir profesyonel birkaç yıl daha kurumsal görev üstlenirken danışmanlık alanını hazırlayabilir. Sektörel görünürlüğünü artırabilir, kurul yetkinliklerini geliştirebilir, eğitim verebilir veya uzmanlığını proje bazlı bir hizmete dönüştürmeye başlayabilir.

Herminia Ibarra’nın profesyonel kimlik geçişleri üzerine çalışmaları, yeni bir kariyer yönünün her zaman uzun bir iç değerlendirme sonunda bütünüyle netleşmediğini gösterir. Profesyoneller henüz kesinleşmemiş olası kimliklerini küçük deneylerle sınayabilir.

Sınırlı süreli bir proje üstlenmek,

farklı bir çalışma ortamına girmek,

yeni bir ilişki ağıyla temas kurmak,

mevcut uzmanlığını başka bir rolde kullanmayı denemek; kişiye yeni çalışma biçimini düşünmenin ötesinde deneyimleme fırsatı verir.

Böylece “Bu işi yapabilir miyim?” ve “Bu şekilde çalışmak istiyor muyum?” soruları varsayımlardan çok gerçek deneyim üzerinden cevaplanabilir. Evet, hepsi çaba, odaklanma, efor istiyor farkındayım.

Geçiş bu şekilde ani bir kopuş yerine aşamalı bir dönüşüm olarak kurulabilir.

Ancak aynı anda her role talip olmak pazar karşısındaki konumu karıştırır. Genel Müdürlük, danışmanlık, kurul üyeliği ve girişimcilik için kullanılan anlatılar aynı değildir. Bütün ilanlara hükmeden tek bir CV hazırlama isteğinizi anlayabiliyorum. Benim önerim bu olmayabilir.

Yeni kurumsal rol için gerçeklik testi

Bir sonraki adım olarak yeniden kurumsal bir görevi değerlendiriyorsanız şu sorular kararınızı sınamanıza yardımcı olabilir:

  1. Bu rolü gerçekten istiyor muyum, yoksa en iyi bildiğim çalışma biçimine mi dönüyorum?
  2. Yeni görev bana geçmişte sahip olduğum unvanı mı, gelecekte ihtiyaç duyduğum etki alanını mı sunuyor?
  3. Rolün gerçek karar yetkisi ve organizasyon içindeki ağırlığı nedir?
  4. Şirketin çözmek istediği problem benim deneyimimle örtüşüyor mu?
  5. Çalışma temposu, lokasyon ve seyahat düzeni sürdürülebilir mi?
  6. Bu görev uzmanlığımı derinleştirecek veya yeni bir alana taşıyacak mı?
  7. Üç yıl sonra bu rolün sonunda hangi seçeneklere sahip olacağım?
  8. Aynı gelir ve statü başka bir çalışma modeliyle sağlanabilse yine bu görevi ister miydim?

Kariyerin ikinci yarısı bir kapanış dönemi değildir

Kariyerin ikinci yarısı, geçmişte yapılanların korunmaya çalışıldığı bir dönem olmak zorunda değildir.

Bu dönem; birikimin daha seçici kullanıldığı, çalışma biçiminin yeniden değerlendirildiği ve başarı tanımının kişiye göre yeniden kurulduğu güçlü bir kariyer evresi olabilir.

Yeni bir kurumsal rol bu tasarımın önemli bir parçası olabilir. Danışmanlık, portföy kariyer, interim yöneticilik, proje bazlı liderlik, girişimcilik veya kurul rolleri de zaman içinde bu yapıya eklenebilir.

Karar, kurumsal yaşam hakkında verilecek genel bir yargıdan çıkmaz. Profesyonelin bir sonraki dönemde nasıl çalışmak, hangi sorumlulukları taşımak ve nasıl bir yaşam kurmak istediğine göre şekillenir.

Bu nedenle kariyerin ikinci yarısında sorulması gereken soru şu olabilir:

Yeni bir kurumsal rol mü arıyorum, yoksa deneyimimi kullanabileceğim yeni bir çalışma dönemi mi tasarlıyorum?


Emekli Olarak Yeni Bir Kariyere Adım Atmak: İş Arama Stratejileri ve Fırsatlar | EYT

Emekli oldunuz ve hayat bitti mi?

Hayatınızın geri kalan bölümüne ve kariyerinizin ilk gününe hoş geldiniz!

Bir çalışan, normal şartlar altında ya da EYT kapsamında emekli olduktan sonra aynı işyerinde veya başka bir işyerinde yeni bir iş sözleşmesi ile (kamuda çalışanları hariç tutuluyor) çalışmaya devam edebilir, yeniden, tekrar. 

Teknik bilgi: “Bu şekilde çalışanlar için, emekli maaşları kesilmeksizin sigorta kurumuna Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP) ödenir.“

Emekli hayatına girmek istemeyenler, primlerini aldıktan sonra aktif çalışma hayatında varlık göstermek isteyenler, canı sıkılanlar toplansın. İş aramaya başlıyorsunuz. Esnek çalışma modelleri, yeni ve farklı roller, bambaşka unvanlar karşınızda.

Ama önce;

Uzun süredir iş pazarında varlık göstermemiş olabilirsiniz, iş avı macerasına hazırsanız başlayalım.

CV formatları değişti, kullanılan araçlar, platformlar, değerlendirme sistemleri yenilendi. Uzak kaldıysanız haber vermek isterim. CV’nizin elden geçirilmesine ihtiyaç olabilir. Emeklilik öncesi deneyimlerinizi net bir şekilde aktardığınızdan emin olun, başarılarınız, katkılarınız hepsi önemli.

Emeklilik dönemi, yeni ve keyifli kariyer fırsatlarına adım atmak için bir başlangıç noktası olabilir.

Kariyer platformdaki ilanlara baktığımda, emekli hemşire, saha koordinatörü, emekli albayların dahil olduğu yönetici kadrosuna sizi dahil etmek istiyorsuz gibi ifadelerin yer aldığı ilanlar da çoğalmaya başladı. Kıdemli çalışanlara ve onların deneyimlerine, uzgörülerine ihtiyaç var.

Kariyer beklentilerinde farklılaşma, kariyer yolu değişimi , yeni bir sektör ya da unvan arayışında olan profesyonellerle çalıştığım için kendimi bazen profesyonel cv okuyucusu gibi hissediyorum. Robotlar henüz işimi elimden almadı.

2006 yılından bu yıla kadar birçok işe alım projesinde, outplacement ve değerlendirme merkezi projesinde görev aldım.

Kendimizi dünyaya nasıl anlattığımıza bakalım, onlara ne diyoruz, ne sunuyoruz, hangi yeteneklerimizi ve becerilerimizi görecekler, nasıl fayda ya da katkı sağlarız? Bu ve benzeri ayardaki sorulara vereceğiniz cevaplarda bireysel markanızı öne çıkarmak hedeflenebilir, sosyal medya hesaplarınız ve CV’niz de sizi desteklemeli.

Emekli olanlar için iş arama süreci, belirli hedeflere odaklanarak ve farklı kaynakları kullanarak gerçekleştirilebilir. İşte emekli olanlar için iş arama stratejilerinden bazıları:

  1. Profesyonel Network’ü Kullanın: Önceki iş arkadaşlarınız, endüstri içindeki bağlantılarınız ve profesyonel organizasyonlara katılım, iş fırsatları için kapıları açabilir.
  2. Online İş İlanlarına Odaklanın: İnternet üzerindeki iş ilanı sitelerini ve profesyonel network platformlarını düzenli olarak kontrol ederek, size uygun iş ilanlarını takip edin, profilinizi periyodik olarak güncellemeyi hatırlayın.
  3. Esnek Çalışma Fırsatlarına Yönelin: Tam zamanlı bir iş yerine, serbest meslek, danışmanlık veya yarı-zamanlı iş fırsatlarına odaklanabilirsiniz, freelance ve outsource pozisyonlar ile interim/dönemsel iş ilanlarını taramayı unutmayın.
  4. Tecrübelerinizi Değerlendirin: Elde ettiğiniz tecrübelerle ilgili olarak eğitim, mentorluk veya danışmanlık gibi fırsatlar arayarak, bu alanda iş fırsatlarına erişebilirsiniz, zamanınızı geniş olduğu dönemlerde gönüllü işleri de düşünebilirsiniz.
  5. Özel Destek Programlarını Araştırın: Bazı ülkelerde emekliler için özel destek programları bulunabilir. Bu programları araştırarak, size uygun iş fırsatlarına erişebilirsiniz. İş arama stratejinizi lokal platformlarla sınırlamayın.

Emekli olmanın, kariyerinize yeni bir yön vermek adına harika bir fırsat olduğunu unutmayın. İş arama sürecinizi kolaylaştırmak adına bu stratejileri kullanarak, emeklilik sonrası kariyerinizi şekillendirebilirsiniz.

Not: Kariyer platformdaki ilanlarda emekli hemşireler, saha koordinatörleri ve emekli albaylar için yeni iş fırsatları olabileceğine dikkat çekmek isteriz. Kendi deneyim ve uzmanlığınızı yakından takip ederek, size uygun fırsatları değerlendirebilirsiniz.

CV’niz için bir inceleme randevusu oluşturmak isterseniz, iletişim formu üzerinden mesaj bırakabilirsiniz.

Yeni bir işe mi başladın?

Oryantasyon ve onboarding, yeni çalışanların işlerine uyum sağlamalarına yardımcı olma süreçlerinde önemli rol oynar. İki kavram arasındaki farkları şu şekilde belirtebiliriz:

  • Oryantasyon: Oryantasyon, genellikle kısa süreli bir süreçtir ve yeni çalışanların iş yerini ve çalışma ortamını tanımalarına yardımcı olur. Bu süreçte genellikle işletme politikaları, temel iş yerindeki kurallar ve beklentiler hakkında bilgi verilir.
  • Onboarding: Onboarding ise daha kapsamlı bir süreçtir. Yeni çalışanların sadece iş yeri hakkında bilgi edinmelerine değil, aynı zamanda organizasyonun kültürünü, değerlerini, iş süreçlerini ve ekip dinamiklerini anlamalarına odaklanır. Onboarding süreci, çalışanın uzun vadeli başarısı için gerekli olan bilgi, beceri ve destek çerçevesini oluşturmayı amaçlar. Ve her iki konu da İK’nın alanına girer, diğer departmanlardan destek isteyebilirler.

Bu farklılıklar göz önüne alındığında, oryantasyon daha genel ve kısa süreli bir tanıtım niteliği taşırken, onboarding süreci daha derinlemesine ve uzun vadeli bir etkileşim sağlar. Bu nedenle, her iki sürecin de yeni çalışanların başarılı bir entegrasyonu için birlikte planlanması önemlidir.

Adaptasyon sürecinizden bahsediyorum. Şirketin teknik, temel konularına bir aşinalık durumu oluşması aslında. İlk hafta yeni insanlarla, organizasyon şeması ile, lokasyonlar, iletişim kanalları, kritik önem taşıyan konularla başlıyor. İş bilginiz, kalite algınız, müşteriyi ihtiyaçlarına odaklanmanız, iletişim farklılaştırmadaki gücünüzü keşfetmeleri için biraz zamana ihtiyacınız olacak.

Onboarding sürecinde takımınızla tanışmak için şu adımları izleyebilirsiniz:

  1. Bireysel Tanışma: Her bir takım üyesiyle bireysel olarak tanışın. Kısa bir sohbetle birlikte, iş geçmişi, ilgi alanları ve beklentileri hakkında bilgi alabilirsiniz.
  2. Ekip Toplantılarına Katılma: İlk toplantılarda aktif bir şekilde katılım gösterin. Sizi tanıtacak bir sunum yapabilir veya hedefleriniz hakkında bilgi verebilirsiniz.
  3. Mentorluk Programı: Eğer varsa, mentorluk programından faydalanarak daha deneyimli bir çalışanla iletişime geçerek ekip dinamikleri ve iş süreçleri hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
  4. Sosyal Etkinliklere Katılma: Takımınızın düzenlediği sosyal etkinliklere katılarak takımınızı daha samimi bir ortamda tanıyabilirsiniz.
  5. Günlük İletişim: Günlük çalışma sürecinde takımınızla sık sık iletişim halinde olun. Bu, hem işbirliği kültürünü benimsemenize yardımcı olacak hem de takımınızla daha yakın ilişkiler kurmanıza imkan sağlayacaktır.

Başladığınız yeni işle ilgili olarak aşağıdaki konular hakkında bilgi almak istiyorsunuz diyelim. Gideceğiniz yer İnsan Kaynakları Departmanı. Oryantasyon süreci önceden tanımlanmış, ilk gün deneyiminiz için hediye paketiniz, masanız-bilgisayarınız ve hatta buddy ataması yapılmış olabilir, bazı şirketlerde önden bir kılavuz gönderilir, hangi kat, hangi lokasyon, kullanılan araçlar vb. bilgilerin yer aldığı bu doküman sayesinde yolunuzu kaybetmiş hissetmezsiniz. O zaman işler daha kolay oluyor. Diyelim ki bunlar yok, o halde aşağıdaki başlıklar oryantasyon döneminizde size yardımcı olabilir.

  1. Şirket politikaları ve prosedürleri
  2. Eğitim ve gelişim fırsatları
  3. İş arkadaşları ve birimler arası iletişim
  4. Performans değerlendirmesi süreci
  5. İş yerindeki önemli kaynaklar ve sistemler

Oryantasyon haftası biraz kalabalık, yoğun, stresli, heyecanlı, macera dolu olabilir. Bir defasında kargoya gitmek için ofisten -7. kata inmek için çıkıp, otoparkların labirentinde kaybolmuştum. Ve bilin bakalım beni kim kurtardı? CEO. Bu olayla birlikte CEO ile yüzyüze tanışma fırsatı da bulmuştum, 15 yıl önceden bahsediyorum, siz bana bakmayın.

Onboarding sürecinde iletişimi yönetmek için İK’cılar ne yapabilir, aşağıdaki stratejileri uygulayabilirsiniz:

  1. Açık İletişim: Yeni çalışanları sürece dahil ederken, açık ve net iletişim kurmaya özen gösterin. Beklentileri, rol ve sorumlulukları net bir şekilde ifade edin.
  2. Sık İletişim: Yeni çalışanla sık sık iletişimde olun ve ilerleme hakkında geri bildirimde bulunun. Bu, uyum sürecinde her iki tarafın da memnuniyetini artırır.
  3. Mentorluk: Yeni çalışana bir mentor atayarak onların sürece daha kolay adapte olmalarını sağlayın. Mentorluk programları, bilgi paylaşımı ve destek açısından oldukça etkilidir(Buddy uygulaması da sıklıkla karşımıza çıkar, oryantasyon haftası ve ayı boyunca yeni çalışanın yanında organizaysondan bir kişi konumlandırılır).
  4. Duyarlılık: Yeni çalışanın ihtiyaçlarına anlayışla yaklaşın. Uyum sürecinde sorularını yanıtlayın ve gerektiğinde ekstra eğitim veya desteği sağlayın(Büyüklüğüne ve İK departmanının etkinliğine bağlı olarak uygulamaların değiştiğini görüyoruz, bazı şirketlerde oryantasyon eğitimleri gün boyu sürer, acil durum planları, satın alma süreçleri, kullanılacak programlar vb. konular detaylı şekilde aktarılır).
  5. Geribildirim: Yeni çalışanlardan sürekli geribildirim alın ve kısa aralıklarla performans ve uyumları hakkında değerlendirmeler yapın. Bu, gerekli düzeltmelerin zamanında yapılmasını sağlar(2. ayın sonunda İK çalışanlarla birebir görüşme organize edebilir).

Bu stratejileri uygulayarak, yeni çalışanların işe adapte olmalarını destekleyebilir ve verimliliklerini artırabilirsiniz. VR gözlüklerle yapılan oryantasyon toplantıları, otelde yapılan oryantasyonlar, yerini pandemi sonrası bilgisayar başında olan oryantasyon programlarına bırakmış olabilir. Ama durmak yok, işinizde ilk gününüz başladı.

BU İŞ YERİNDE YENİYİM, ÖĞRENİYORUM.

Ve her şeyi bilmeniz mümkün değil, “bilmiyorum” diyerek başlayabilirsiniz. Sonrası gelecek, her seferinde bir adım atacaksınız,

Anlamadığınızda söyleyin,

Bazı şeyleri unutmanız normal, not alın, yazın, çizin, hatırlatıcı kullanın, kendi yolunuzu bulmak zaman alır,

Kısaltmaların ne anlama geldiğini sorun,

Hata yapabilirsiniz,

Bazı günleriniz sakin geçebilir,

Konuşmak, gülmek ve şaka yapmak için gürültülü günleriniz olabilir,

Kulaklığınızı takıp, odaklanabilirsiniz,

Konsantre olmak için başka bir yerde çalışabilirsiniz,

Çok meşgul olduğunuzda ‘şu anda cevap vermem mümkün değil’ deyin,

Toplantılarda yeni bir bakış açısı sunmayı deneyin,

Başkalarının çalışmaları hakkında geri bildirimde bulunun,

Çalışmanız hakkında geri bildirim isteyin,

E-postalarınızı mesai saatleri dışında kontrol etmeyin

Kendinizi hasta hissettiğinizde evde kalın,

Rahat olmadığınız şeylere meydan okuyun.

Hepimizin ilk iş günü oldu hatta bazılarımızın daha çok.

Kariyerinizde esenlikler dilerim. Birlikte çalışmak isteyenler iletişim formunu doldurarak ulaşabilir.

#welcomeonboard #kariyergeçişi #kariyerdanışmanı #kariyerkoçu #kariyermiti #kariyerplanlama #oryantasyon #onboarding

Yapay Zeka ile CV Yazmanın Artıları ve Eksileri

Merhaba.

Ben Eda. 

Kariyer Danışmanınız. 

CV hazırlarken yapay zekadan faydalanmak istiyorsunuz değil mi? Durmayın. Deneyin. Çıktıları kontrol etmeyi hatırlayın. 

Özgeçmişler, iş arayanlar için bir pazarlama aracı görevi görüyor, adayların deneyimlerini, başarılarını, kariyerlerindeki kilometre taşlarını yaratıcı bir şekilde kullanıcıya sunmalıdır aslında. Yapay zeka tarafından oluşturulan özgeçmiş, sizin iş piyasasındaki rekabette öne çıkmanızı sağlayacak yaratıcılığı sınırlayabilir. Ama zaman kazandırır, hızlı bir şekilde CV oluşturabilirsiniz, yazar tıkanıklığı durumu yaşıyorsanız yol gösterici olabilir, 

Yapay zeka ile CV hazırlarken dikkat etmeniz gereken bazı önemli noktalar birkaçını paylaşıyorum, aklınıza gelen yeni bir şey olursa lütfen benimle paylaşın. 

  1. Anahtar Kelimeler: Yapay zeka genellikle belirli anahtar kelimeleri arar, bu nedenle ilanla ilgili önemli kelimeleri kullanmaya özen gösterin.
  2. Netlik: Bilgilerinizi net ve anlaşılır bir şekilde sunun. Karmaşık cümleler veya fazla detaylar, yapay zeka tarafından doğru bir şekilde işlenemeyebilir.
  3. Uygun Biçimlendirme: CV’nizi uygun başlıklar, bullet point’ler ve liste şeklinde düzenleyerek, yapay zekanın kolayca okuyabilmesini sağlayın.
  4. Doğruluk: Bilgilerinizin doğru ve güncel olduğundan emin olun. Yapay zeka, tutarsızlık veya hatalı bilgileri tespit edebilir.
  5. Kısa ve Öz: İlgili ve önemli bilgileri vurgulayarak, CV’nizi mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışın. 6 sayfalık bir CV’ye ihtiyacınız yok, karşınızdaki işe alımcının ilk değerlendirmesi için 7 saniyesinin olduğunu söylüyor araştırmalar. 

Bu ipuçlarına dikkat ederek, yapay zeka ile hazırladığınız CV’nin etkili bir şekilde taranmasını ve değerlendirilmesini sağlayabilirsiniz. Ve henüz bitmedi. Yapay zeka ile CV hazırlarken karşılaşılabilecek bazı zorluklar şunlar olabilir:

Anahtar Kelime Uyumu: Yapay zeka sistemleri belirli anahtar kelimeleri tarar(ATS uyumlu CV ifadesini görmüş olabilirsiniz daha önce)ve eşleşme bulmaya dayalı olarak adayları elemeye alır. Bu nedenle, uygun anahtar kelimeleri belirlemekte zorlanabilirsiniz.

İş İlanının İstenenleriyle Uyum: İlan metninde belirtilen önemli kriterleri karşılayan bir CV oluşturmak önemlidir. Yapay zeka, ilanla ilgili anahtar kelimeleri ve kriterleri doğru bir şekilde tespit etmekte zorlanabilir. İnsani bir dokunuş şart. 🙂

Doğru Format: Yapay zeka tarafından okunabilirliği artırmak için CV’nizi uygun başlıklar, sıralı listeler ve net bir şekilde düzenlemek gereklidir. Bu formatlama zor olabilir, kullanılan şablonları değerlendirirken deneyiminiz, unvanınız, profesyonel duruşunuzu göz önünde bulundurmayı unutmayın. 

Detay Dengesi: Bilgiyi doğru ve kapsamlı bir şekilde sunarken, aşırı detay eklememeye çalışmak önemlidir. Yapay zeka sistemleri, gereksiz detaylarla dolu CV’leri anlamlandırmakta zorlanabilir.

Bunlara ek olarak;

Sosyal Becerilere dair eksik değerlendirme, CV’nizde teknik yetkinliklerin yanında sosyal alanda, aktarılabilir olan yetkinlikler ve becerilerin olması avantajlı bir durumdur. AI bunu değerlendirme geride kalabilir(şimdilik). 

Sınırlı bir anlayış, bağlamdan kopukluk, bireyin deneyimi ve başarılarının bağlamını tam olarak anlama yeteneğinden yoksun olabilir, henüz öğrenme aşamasında biliyorsunuz. O nedenle başarılarınızı tam olarak aktarıldığından emin olun. 

Hata ve yanlış ifade kullanımı olabilir, yapay zekanın çıktısını tekrar ve tekrar okuyun, değerlendirin. Beyanınız önemli. 

Genel bir içerik oluşturma nedeni ile içeriğin büyük ihtimalle kişiselleştirmeden yoksun olması muhtemeldir. Bireyin benzersiz deneyimlerini ve niteliklerini etkili bir şekilde vurgulamada başarısız olabilir. Tüm bunları aktarmak için zaman ve çaba harcamanız gerekebilir, hatta bir koç ya da danışmanla çalışanlarınız olacaktır. 

Özgünlük sorunu, veri toplayarak birbirine benzeyen yapılarda CV çıktıları üretebilir. İşe alma yöneticileri özgünlüğe ve kişiselleştirilmiş bir yaklaşıma değer verir. İşi gücü bırakıp adayın seçtiği kelimeleri didikleniyoruz elbette, şablonlarınız kadar kendinizi ne kadar anlattığınız önemli. Çünkü sizin kariyer hikayenizi en iyi sizin anlatabileceğinizi düşünmek isteriz. Bu nedenle başka birinin özgeçmişini yansıtan bir özgeçmişe sahip olmak adayın öne çıkma şansını azaltabilir.

Ayrıca, yapay zeka tarafından oluşturulan içeriği tespit eden araçları da kullanabilirler değerlendiriciler, işin bir de bu kısmı var. 

Kolay gelsin.

Kariyer Tavsiyeleri

Merhaba, 

Ben Eda. Kariyer Koçunuz. 

Bir kariyer uzmanı olduğum için sıklıkla sorular gelmekte, medium üzerinden bir seriye başlıyorum. Kariyer Tavsiyeleri sizlerle. Yorumlarınız olursa ne mutlu.

İş görüşmesi olumsuz sonuçlandı. Ne yapayım?

İş görüşmesi sonrasında olumsuz geri dönüş aldıysanız, endişelenmenize gerek yok. İşte bu durumu olumlu bir şekilde ele almanıza yardımcı olabilecek bazı adımlar:

  1. Geri Bildirim İsteyin: Görüşme yaptığınız kişiden, neden olumsuz bir yanıt aldığınız konusunda geri bildirim isteyin. Bu, hangi alanlarda gelişebileceğinizi anlamanızda size yardımcı olabilir. 

2. Deneyimlerinizi Gözden Geçirin: Görüşme sürecini gözden geçirerek, hangi konularda gelişme alanınız olduğunuzu belirleyin ve bu konularda kendinizi geliştirmek için adımlar atın. Enerjim nasıldı? Motivasyonumu yansıtabildim mi? İşin benim deneyimleri ile uyuşan kısımları için örnek paylaşabildim mi?

3. Diğer İmkanları Değerlendirin: Olumsuz geri bildirim almak, sizi hedeflediğiniz işe doğru bir adım daha yaklaştırabilir. Bu süreci fırsata çevirerek, diğer iş olanaklarını da değerlendirebilirsiniz. İlgilendiğin pozisyonları listeleyin, sektör tercihiniz ne?

4. Motivasyonunuzu Koruyun: Olumsuz geri dönüşler, herkesin başına gelebilir. Bu durumda motivasyonunuzu kaybetmeden, kendinize olan güveninizi koruyarak yeni fırsatlar arayın, iyi olduğum yanlar ne, neyi daha başarılı yapabiliyorum, hangi konularda ilgiliyim?

Unutmayın, başarısızlık deneyimleri, kişisel ve profesyonel gelişiminiz için fırsatlar barındırabilir. Umutsuzluğa kapılmak yerine, bu deneyimi bir öğrenme fırsatı olarak görün ya da görmeyin. Belki de şu anda bu öğrenme fırsatı doğru zamanda size ulaşmamış olabilir. 

Kovuldum. Peki. Şimdi Ne Olacak?

İşten çıkarmaların birçok sebebi olabilir, işten çıkarılmanın da.

İşten çıkarmalar, şirketlerin küçülmesi veya birleşmesi, global enflasyon, iflas, resesyon, daralma, ekonomik erime gibi çalışanın kontrolü dışındaki nedenlerden dolayı meydana gelebilir. Kariyerimin ilk yıllarında büyük bir banka, başka bir büyük banka ile birleşmişti. Danışmanlık verdiğimiz şirketlerin yapıları biz içerisinde çalışırken ya da kendi şirketimizin ofisinde çalışırken değişebiliyor. Bu da yeni duruma uyum sağlama, adaptasyon becerinizin gelişmesine olanak sağlayan bir durum aslında. Organizasyonun yeniden yapılanması nedeniyle önce toplu çıkarmalar sonra da işe alımlar başladı.

Yakın zamandan örnekler vermek isterim. 2023 yılı ilk yarısında toplu işten çıkartma salgını baş gösterdi.

Meta 11.000 çalışanını, Alphabet 12.000 çalışanını, Microsoft 17.000, Amazon 18.000 çalışanını işten çıkarttı. Gözler Apple’a çevrildiğinde Apple’ın pandemi döneminde işe alım sayısını arttırmamış olması gönderilen kişi sayısını da etkilemedi. Amazon ise 2020-2021 yılları arasında 800.000 işe aldığını açıkladı, 18K personelin çıkarılmasına rağmen şirketin toplam nüfusu 1.9 milyon çalışandan oluşuyor.

Türkiye’de 2023 yılında yaşanan layoff süreci, birçok şirketin ekonomik zorluklar nedeniyle çalışanlarını işten çıkarmasına yol açtı. Bu durumun birden çok etkene bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

Bazı şirketler, küçülme, daralma ve ekonomik durgunluk gibi nedenlerle iş gücünü azaltmak durumunda kaldılar. Bu dönemde, işverenler yarı zamanlı veya tam zamanlı olarak çalışanlarını işten çıkardılar. İşten çıkarma kararları bazen performans düşüklüğü, beklentilerin karşılanmaması veya organizasyonun yeniden yapılandırılması gibi sebeplerle de alınmış olabilir.

Pandemi sürecinin de etkisiyle farklı sektörlerde(teknoloji, alışveriş, teslimat-lojistik vb.) yer alan birçok şirket faaliyetlerini sınırlamak veya kapatmak zorunda kaldı. Bu da işten çıkarmaların sayısını artırdı. 2023 yılında Türkiye’deki birçok şirketin toplu işten çıkarma sürecine girdiği bilinmektedir. Yakın zamanda gerçekleşen bir toplu işten çıkartma online dağıtım şirketi olan Getir 2.500 çalışanını işten çıkarttı.

AFP’nin haberine göre Getir Fransa’dan çekilecek ve İtalya, İspanya ve Portekiz’deki operasyonları yavaşlayacak. Getir’in aralarında Türkiye, İngiltere, Almanya ve Hollanda’nın da bulunduğu dokuz aylık yapının %11’ini işten çıkarılacak kullanıcılar oluşuyor.

  • Yeni bir iş ararken, iş piyasasındaki fırsatları değerlendirirken Fesih sebebinizi nasıl açıklayacağınızı belirlemek işvereninizden beklentilerinizi ve bundan sonra ne yapabileceğinizi belirlemenize yardımcı olabilir. Herhangi bir madde kullanımı, hırsızlık, işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranması çalışanın kariyeri bakımından sıkıntı yaratan konular.
  • Hepimizin duyduğu ve çoğumuzun bildiği SGK İşten Ayrılış Bildirgesi çıkış kodu 25. Pandemi öncesinde de kullanılırdı, Pandemi döneminde çirkin bir şekilde kullanıldığı da oldu. Haksız yere çalışanlarının çıkış kodunu 25 ya da 46 giren işverenler sosyal medya platformalarında bolca konuşuldu.
  • Bir diğer nokta performansı ile çalışanın işten çıkarılması. Performansınızın beklenen altında olması, eğitim, koçluk vb. uygulamalar sonrasında da istenen düzeye ulaşmaması da işten çıkarma nedeni kullanılabilir.

İŞ AVINA ÇIKMA ZAMANI–NASIL İŞ BULURUM?

Bir iş arayışına çıkmak heyecan verici bir süreçtir. İş avına çıkmak için aşağıdaki adımları izleyebilirsiniz:

  • Özgeçmişinizi Güncelleyin: İş arayışına çıkmadan önce özgeçmişinizi güncelleyin ve önemli bilgileri ekleyin. Deneyimlerinizi, becerilerinizi ve eğitim geçmişinizi vurgulayın. Sosyal platformalardaki varlığınız değerli, mesela Linkedin profilinizin sizi temsil ettiğinden emin olun.
  • Araştırma Yapın: İş arama sürecine başlamadan önce hedeflediğiniz sektör ve şirketler hakkında araştırma yapın. Hangi şirketlerin size uygun olduğunu ve hangi iş ilanlarının ilginizi çektiğini belirleyin. Herhangi bir arama motoru size yardımcı olacaktır. Ticaret odaları, kariyer platformları, sektörünüz ya da mesleğiniz ile ilgili odalar ve grupları inceleyin.
  • İş İlanlarını İnceleyin: İş arama sitelerinde ve şirket web sitelerinde yayınlanan iş ilanlarını düzenli olarak takip edin. İlginizi çeken pozisyonları ve şirketleri belirleyin.
  • Başvuru Hazırlığı Yapın: İş ilanlarına başvurmadan önce kapsamlı bir başvuru hazırlığı yapın. Özgeçmişinizi ve isterseniz önyazınızı gözden geçirin, referans mektupları toplayın ve gerekirse portfolyonuzu düzenleyin.
  • Kendinizi İfade Edin: İş başvurularında kendinizi etkili bir şekilde ifade edin. Özgeçmişiniz ve önyazınızda becerilerinizi ve deneyimlerinizi vurgulayın. Başvuru sürecinde dürüst ve motive edici olun.
  • Mülakat Tekniklerine Hazırlanın: İş görüşmelerine çağrıldığınızda, mülakat tekniklerine hazırlıklı olun. Önceden mevcut soruları araştırın, deneyimlerinizi anlatırken örnekler kullanın ve kendinizi güvenle ifade edin. Yetkinlik Bazlı Mülakat, Star Tekniği, Panel Mülakat uygulamalarını google’da arayabilirsiniz. Veya bir kariyer danışmanı ile çalışın.
  • Takip Edin: İş görüşmelerinden sonra takip e-postaları göndermek işverenlere ilginizi ve profesyonel yaklaşımınızı gösterir. Başvurularınızın durumunu düzenli olarak takip edin. En iyisi görüşmede süreç hakkında bilgi istemek olabilir.

İş arama süreci zaman alabilir, ancak odaklı, sabırlı ve kararlı kaldığınız sürece başarıya ulaşma şansınız yüksektir. Siz de iş avınıza çıkın ve yeni bir kariyer fırsatını yakalayın!

KARİYER DÖNEMECİ

Basit bir yöntemle bir kağıda mevcut durumun artılarını ve eksilerini yazabilirsiniz.

Kariyerinizin bu bölümünde, bir yol ayrımında olabilir misiniz? Seçenekler neler?

Yeni işinizde ne olmasını istiyorsunuz? Hayaliniz var mı? Daha esnek bir iş yaşamı hayal edebiliyor musunuz?

İş görüşmesi yaptığınızda bu gibi zorlu durumları açıklamakla karşı karşıya kalacaksınız. Size “Neden, niye, nasıl ile başlayan sorular gelebilir, hatta yargılayıcı bakış açısına sahip görüşmecilerle karşılabilirsiniz.

Bu durum için öneriler genelde;

  • Gerçeği paylaşın, ŞİRKET KÜÇÜLMEYE GİTTİ cümlesi durumu özetleyen bir ifade,
  • Pozitif bir iletişim dili kullanın, işin sonlanması zor ve stresli bir durum, iletişim becerinizin gücünden faydalanın,
  • Bu durumdan ne öğrendiğinizin altını çizin,
  • Deneyiminiz hakkında yanıltıcı bilgi paylaşmayın,
  • İş arkadaşlarınız ve yöneticilerinizi kötülemeyin,

ekseninde oluyor.

Bu süreçte işten çıkarılan kişilere önerim, pozitif bir iletişim dili kullanmaları ve gerçeği paylaşmaktan çekinmemeleridir. İş görüşmelerinde bu durumu açıklarken, ne öğrendiklerini, nasıl büyüdüklerini ve deneyimlerini olumlu bir şekilde vurgulamaları önemlidir. Bulunduğunuz süre içerisinde şirkete yaptığınız katkılar, başarılar, yaşadığınız dönüm noktalarınızı sosyal medya profillerinize ve CV’nize eklediğinizden emin olun.

Unutmayın, bir yol ayrımında olmak normaldir ve yeni bir iş ararken hayallerinizi, isteklerinizi ve esnek bir iş yaşamını hedefleyebilirsiniz.

Sizlere bol şans diliyorum ve yeni işinizde istediğiniz başarıyı elde etmenizi diliyorum. Bugün bir adım atsaydınız ilk hangisi öne çıkardı?

CV’nizin sizi yansıtmadığınızı düşünüyorsanız aşağıdaki sayfayı incelemek isteyebilirsiniz ya da Linkedin Optimizasyonu için veya mülakat provası. Siz seçin lütfen.

Harika Bir İş Bulmak İsteyenler İçin İş Arama Stratejileri

İş mi arıyorsunuz? İstifa, işten çıkarılma, sözleşme bitimi, yeni kadro açılmaması, mobbing, tükenmişlik, küçülmeye giden şirketler nedeniyle işsiz kalmak mümkün. Bir yandan kendimizi gerçekleştirmeye çalışıyor, diğer yandan iş-yaşam dengesini sağlamaya çalışıyoruz. Peki sizde durum nasıl? Kariyerinizde yeni bir adım atacağınız, iş arayışınızın aktif olduğu bir dönem mi?

Ücret nedeni ile yeni fırsatlara açık olduğunuz bir dönemde misiniz? LinkedIn’e göre, iş değiştirmek için aldığınız ortalama ücret artışı% 15.4, ülkemiz şartlarına bakıldığında ücret araştırmalarına göre 2. yarıyıl için %35-45 arasında iyileştirmeler yapıldı ve kimse memnun değil.

1 Temmuz 2023 itibariyle asgari ücret brüt 13.414,50 TL. Özel sektöre dair ücretler ile ilgili kariyer portallarından, forumlardan bilgi alabilirsiniz. Mesela son dönemde İK Yöneticisi pozisyonu için ücret aralığı 40-65K net arasında değişiklik gösteriyor, her sektörün dinamiğinin farklılık gösterdiğini ve ücret paketlerinin kıdeme, kullandıkları metodolojiye göre yukarı yönlü bir seyir izleyebileceğini paylaşmak isterim. Sorumluluk, yetki, esnek çalışma modeli, kariyer yolu, lokal ya da küresel çapta faaliyet göstermesi şirket ücret paketini&yan hakları etkiliyor.

İş değiştirme motivasyonlarından biri ücret, kimi zaman kariyerinde bir tıkanma hissi, kimi zaman yöneticiden memnuniyetsizlik, kimi zaman patron, şirket kültürü, konjonktür, marka gibi nedenlerle iş değiştiriyoruz. Ben proje sonlanması nedeni ile genelde iş değiştirdim, proje bazlı çalışmanın güzelliğinin burada olduğunu söyleyebilirim. Belirli bir dönem tanımlı işlere odaklanıp, ufka doğru yol almak gibisi yok.

Neler yapabiliriz?

  • Mevcut durum ile başlayalım, beyaz yakalının nereye giderse gitsin ihtiyacı olacak olan bir özgeçmiş ve son işinde yer aldığı güncel haline ihtiyacınız olacak. Gelişmeler, iş dünyasındaki son trendler için bir koç/danışman yardımı almanız mümkün. Bloglara da bakmanızı tavsiye ederim. Kendini yazılı ve sözlü çok iyi ifade eden öne geçebilir, kamu tarafında sınav sonrası mülakat zorunluluğu kalktığı için değerlendirme dışı tutalım. Profesyonel bir CV hazırlarken 2 sayfayı geçmemesine dikkat edin.

  • CV’nizi hazırladıktan sonra iş aramaya başlayacaksınız, bu noktada sektör, pozisyon, unvan ayrımına gidebilirsiniz. Lütfen 400 tane başvuru yapmayın, odaklanmanızı zorlaştırabilir.

  • Dijital dünyadaki varlığını ve ayak izinize bakın, sizi aramak isteyen İK profesyoneli nereden bulsun? Linkedin, instagram, threads, kariyer.net vb.

  • Başvurunuzu şirket özelinde uyarlayın, kapak yazısı iyi fikir olabilir, CV’niz size hizmet ediyor mu, eleştirel gözle bir bakın. Kendiniz karar veremiyorsanız bir iş arkadaşınıza, profesyonel bir yöneticiye, organizasyon dışından birilerine sorabilirsiniz, yardım istemekten çekinmeyin. Dikkat edeceğiniz nokta çalışırken mevcut yöneticinizden yardım isteme olabilir, sizce bu doğru bir karar mı?

  • Son dönemin popüler kavramları upskill-reskill, yeni beceriler edinmeye çalışın, robotlar işimizi henüz elimizden almadı yine de öğrenmenin sonu yok. Upskill mevcut becerilerin gelişen ihtiyaçlar doğrultusunda bir üst seviyeye çıkarılması şeklinde özetlenebilir. Reskill ise mevcut iş sürecini ilerletebilmek adına yeni beceriler öğrenme süreci diyebiliriz. Coursera, Udemy, Domestika gibi platformlar, uzaktan ya da yerinde eğitim programları bize yardımcı olabilir.
Photo by Matheus Bertelli on Pexels.com
  • Network, network, network… Linkedin’de her yeni bağlantınıza CV göndermeyi bırakın, iş hayatınızda sadece fayda üzerine kurulu ilişkiler inşa edin demiyorum, nezaketi elden bırakmayalım. Bağlantılar bizi istediğimiz yere götürmeye yardımcı olabilir, alma-verme dengesini gözetelim. Networking ile ilgili çok sayıda blog yazısı, makale ve kitap mevcut, bununla ilgili gruplar bile var, sabahları erken saatlerde buluşabiliyorlar, zoom/teams üzerinden bir araya gelebiliyorlar. Networkümüz ulaşabileceğimiz kişi sayısını ve alanı genişletmeye yardımcı olacaktır.
  • Linkedin üzerinden mesaj kutuma birçok CV ulaşıyor, bununla ilgili olarak bir not: KVKK gereği iş ilanlarına bireyin bizzat kendisinin başvuru yapması gerekmektedir. Bundan yaklaşık 20 yıl önce çeşitli gruplarda CV paylaşıyorduk, bunu artık yapmıyoruz. İş avcısı(yani siz, kahramanımız) firmaların web siteleri ya da kariyer platformları üzerinden başvuru yaparak ilerliyor. Hatta bazı şirketlerde başvuruyu ATS üzerinden değerlendirilmesi mümkün, CV’niz bir robot tarafından değerlendiriliyor, ya görüşme daveti alıyorsunuz ya da olumsuz cevap.

  • Mesleki birlikler, organizasyonlar, gruplara katılın. Bir yandan kendinizi gerçekleştirme fırsatını değerlendirirken hem yeni insanlar tanıma hem de kendinizi profesyonel olarak dünyaya anlatma şansını yakalayabilirsiniz. Mesela, kariyerine insan kaynakları alanında devam eden bir profesyonel Peryön’e üye olabilir, SHRM, MCT, HR Dergi, Employer Branding vb. İK temalı zirvelerini takip edebilir ya da eğitimlere katılabilir(Koçluk-ICF), sertifikalar alabilir.

  • Yakın ve uzak geleceği düşünün, ne yapmak istiyorsunuz, neleri seviyorsunuz, alternatif neler yapabilirsiniz? Mutlu olacağınız işi yapın konusuna hiç girmiyorum, mutluluğun sürekli olduğunu düşünenlerden değilim. Hayat böyle çünkü biz böyleyiz ve her bireyin kariyeri kendine özgü.

Bir kariyer danışmanı ile çalışın. Headhunter çalışması genelde şirketler üzerinden adaya doğru oluyor, koçluk ya da danışmanlıkta ise birebir çalışarak kariyer haritanızı çıkartma, mülakat provaları, değerlendirme merkezine hazırlık, CV kritiği, linkedin optimizasyonu çalışmaları yapabilir, iş avına çıkarken “daha güçlü bir CV nasıl oluşturulur, hangi roller benim için daha uygun” sorusunun cevabını bulabilirsiniz.

İçerisinde bulunduğumuz hafta içerisinde ManpowerGroup 2023 Üçüncü Çeyrek İstihdama Genel Bakış Araştırması yayınlandı, belirsizliklerin işe alım üzerindeki etkisi azalıyor, geçen yıl son çeyrek rakamlarına bakıldığında ise %4 artış söz konusu. Türkiye’de en yüksek istihdam beklentisi olan sektörler Finans&Gayrımenkul, Lojistik, Sağlık Hizmetleri olarak sıralanmış. 3. çeyrek için istihdamda bir artış gözlemleyeceğiz gibi, sonbaharda işe alım eforu artabilir, işe alım projeleri çoğalabilir, ilan sayılarında değişiklik gelebilir.

Birlikte çalışmak isteyenler mesaj kutusunu yeşillendirebilir ya da mail gönderebilir. Haftanın bir günü sizler için rezerve.

İyi bir kariyer yolculuğu dilerim.

İş Arkadaşlarınıza “İyi misin?” Diye Sormanın 20 Alternatif Yolu

Mental hastalıklarla ilgili farkındalık yaratmak için Mayıs ayı seçilmiş.

Birçok kişi, belki siz, belki ailenizden biri ya da iş arkadaşınız bu durumla mücadele ediyor.

Görmesek de duymasak da onların mücadeleleri gerçek.

Her işareti okuyamayabiliriz, ruh halinde ya da fiziksel halinde farklılık inceden ve yavaş şekilde gelebildiği gibi, aniden de olabilirdi.

İşyerinde nazik ve aynı zamanda şefkatli olabiliriz. Küçük bir adım atarak anlamlı farklar yaratabiliriz. Diğerleri ile etkileşimlerinizde inisiyatif alarak daha sağlıklı bir iş ortamı oluşmasına katkıda bulunabiliriz. Başlamak için;

İyi misin?

İyi misiniz?

  • Bugün nasılsın? Sohbet etmek istediğin bir şey var mı? Senin için buradayım.
  • Nasıl hissediyorsun?
  • Seni heyecanlandıran veya endişelendiren yeni ne var?
  • Son zamanlarda aklınızdan neler geçiyor?
  • Şu anda seni desteklemek için yapabileceğim bir şey var mı?
  • Bir araya gelip kahve içmeye ve birbirinizi daha iyi tanımaya vaktin var mı?
  • Şu anda iş ve yaşam zorluklarını nasıl yönetiyorsun?
  • Mevcut iş yükü ile nasıl başa çıkıyorsun?
  • İşle ilgili stres yaratan nedir?
  • Kişisel yaşamınızda işinizi etkileyebilecek şeyler var mı? ya da tam tersi? Anlatmak ister misin?
  • Bu yıl/ay/hafta senin için şu ana kadar nasıl gidiyor?
  • Bu hafta için planların neler? Sohbet etmek için biraz zaman planlamak ister misin?
  • Konuşmak ister misin?
  • Senin için endişeleniyorum, seni rahatsız eden bir şey var mı ve ben sana yardım edebilirim? Bu soruları sorarken yargılayıcı bir tavırdan uzak durmak, etkin şekilde dinleyip soruları doğru tonda yöneltmek önemli diye düşünüyorum.
  • Konuşmak istediğiniz biri var mı?
  • İşler nasıl gidiyor?
  • Aklınızdan ne geçiyor?
  • Son zamanlarda kendine nasıl bakıyorsunuz?
  • Konuşmak istediğiniz bir şey var mı?
  • Strese veya kaygıya neden olan şeyler var mı?