İnsan Ne Zaman “Kaynak” Oldu?

İnsan; modern dünyada iş gücü, personel, sermaye ve kaynak olarak yeniden adlandırıldı. Her ad, kurumların insana baktığı yeri biraz değiştirdi.

Bir kurumun çalışanlarına verdiği ad, onlarla kurduğu ilişkinin tamamını açıklamaz. Fakat o ilişkiye nereden baktığını ele verir.

İşçi. Memur. Personel. İnsan gücü. İnsan kaynağı. Yetenek. Çalışan deneyimi.

Her kelime başka bir dönemin yönetim sorununu ve insan anlayışını taşıyor. “İnsan kaynakları” ifadesi bugün o kadar yerleşik ki yan yana gelen iki kelimenin yarattığı gerilimi çoğu zaman duymuyoruz.

İnsan nasıl kaynak olur? Kıt kaynak mıdır?

Merhaba dostlar, yıllar yıllar önce işletme lisans eğitimi aldığım belli olsun.

İnsan → para, bina, makine veya hammadde gibi kullanılacak ve dağıtılacak bir varlık mıdır?

“Kaynak” sözcüğü, emeğin ötesinde insanın bilgisine, muhakemesine ve gelişme kapasitesine değer verildiği yeni bir dönemi mi anlatır?

İnsan bir sabah “kaynak” ilan edilmedi. Büyük organizasyonlar çalışanları kaydetmeye, sınıflandırmaya, korumaya, ölçmeye, geliştirmeye ve stratejiyle ilişkilendirmeye başladıkça kavram da katman katman oluştu.

Önce ölçek büyüdü

Sanayi Devrimi’nden önce de geniş iş gücü yöneten devletler, ordular, madenler, tersaneler ve büyük üretim yapıları vardı. Modern personel fonksiyonunu hazırlayan kırılma, 19. yüzyılın sonlarında işletmelerin büyümesiyle işçi meselesinin toplumsal ve siyasi ağırlığının artmasıydı.

Binlerce kişinin çalıştığı işletmelerde işe alma, ücret, devam, disiplin, iş kazaları, barınma, grevler ve sendikalar artık ustabaşının ya da işletme sahibinin kişisel takibiyle yürütülemiyordu.

İK tarihçisi Bruce E. Kaufman, Amerikan sanayisindeki erken dönemi incelerken uzmanlaşmış personel ve endüstri ilişkileri birimlerinin 1910’ların sonlarında belirginleştiğini, köklerinin 1870’lerden itibaren büyüyen “emek problemi”ne uzandığını gösteriyor. Burada tek bir başlangıç hikayesi yok. Şirketlerin büyümesi, işçi hareketleri, kazalar, kamuoyu baskısı ve yöneticilerin artan bilgi yükü aynı yapıyı farklı yerlerinden itti.

2026’da Journal of Management History’de yayımlanan bir çalışma da bu tarihi yöneticilerin sınırlı karar ve bilgi işleme kapasitesi üzerinden okuyor. İşletme liderleri büyüyen iş gücüne ilişkin sorunların tamamını doğrudan yönetemeyince personel meselelerini özel bir fonksiyona devretmeye başladı.

Başlangıçta yapılan iş bugünkü stratejik İK anlatısından epey uzaktı: kayıt tutmak, işe giriş ve çıkışları izlemek, ücret ve devam bilgilerini düzenlemek, şikayetleri ele almak, yasal ve toplumsal baskılara cevap vermek.

İnsan önce “kaynak” olmadı. Büyüyen sistem içinde kaydı tutulması gereken bir çalışan kitlesine dönüştü.

Refah görevlileri: ilgi mi, kontrol mü?

19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında Britanya ve ABD’de “welfare worker” veya “welfare secretary” olarak adlandırılan görevliler ortaya çıktı. Fabrikalardaki çalışma koşulları, hastalık, barınma, hijyen, yemek ve çalışanların gündelik sorunlarıyla ilgileniyorlardı.

Britanya’daki bugünkü CIPD’nin kurumsal öncüllerinden Welfare Workers’ Association 1913’te kuruldu.Bu gelişme bazen çalışan refahının keşfi gibi anlatılıyor.

Gerçek daha karışık. Refah uygulamaları bazı işletmelerde yaşam koşullarını iyileştirdi. Çalışan bağlılığını artırmak, devamsızlığı azaltmak, iş gücünü istikrarlı hale getirmek ve sendikal örgütlenmeyi sınırlamak isteyen işverenler de aynı uygulamalardan yararlandı.

Personel fonksiyonunun kökünde iki niyet yan yana duruyordu: çalışanı korumak ve çalışanı yönetilebilir kılmak.

Bu ikilik bugün de aramızda.

Çalışan esenliği programı insanın iyiliği için mi kurulur, tükenmişliğin verimlilik kaybına dönüşmesini önlemek için mi?

İki sonuç aynı uygulamada birlikte bulunabilir. Karar anında hangisinin feda edilebilir görüldüğü, kurumun gerçek önceliğini daha açık söyler.

İşin ölçülmesi, insanın ölçülmesine dönüştü

Frederick Winslow Taylor’ın 1911’de yayımlanan The Principles of Scientific Management kitabı işi küçük parçalara ayırmayı, en verimli yöntemi belirlemeyi, çalışanı seçip eğitmeyi ve planlamanın önemli bölümünü yönetimin sorumluluğuna vermeyi öneriyordu.

Taylor’ın sistemi çoğu zaman “insanı makineye çevirmek” cümlesiyle özetlenir. Bu kısa hüküm tarihsel resmi düzleştiriyor. Taylor, yüksek verimlilik sayesinde işverenin ve çalışanın refahının birlikte artabileceğini savunuyor; çalışanların bilimsel yöntemle seçilip geliştirilmesini yönetimin görevi sayıyordu. Yine de sistemin merkezindeki soru insanın ne yaşayacağı değil, işin en verimli biçimde nasıl yapılacağıydı.

Kronometre, standart iş, görev analizi ve performans kaydı yönetime yeni bir görüş alanı açtı. İşi yapan kişinin kendi yöntemine, örtük bilgisine ve özerkliğine ise daha az alan kaldı.

Ölçmek sistemi anlamaya yardım ediyor. Ölçebildiğimiz şeyi bütün gerçeklik sanınca insan daralıyor.

Bugünkü yetkinlik sözlükleri, performans puanları, verimlilik panelleri ve yetenek matrisleri bu eski gerilimin daha gelişmiş biçimlerini taşıyor.

Hawthorne: Çalışanın sosyal bir varlık olarak yeniden keşfi

Western Electric’in Hawthorne Works tesislerinde 1924’te başlayan ve 1930’lara uzanan araştırmalar, çalışma koşullarıyla verimlilik arasındaki ilişkiyi incelemek üzere tasarlanmıştı. Sonraki yorumları ve yöntemleri yoğun biçimde tartışıldı. Popüler “insanları izlersen performansları artar” özeti çalışmaların tamamını açıklamıyor.

Harvard Business School’un tarihsel arşivinde de görüldüğü üzere Hawthorne araştırmaları, insan ilişkileri hareketinin ve organizasyonların sosyal sistemler olarak incelenmesinin gelişiminde önemli bir dönüm noktası oldu. Grup normları, motivasyon, iş tatmini, katılım, liderlik ve çalışanların birbirleriyle kurduğu ilişkiler yönetim düşüncesinde daha fazla yer buldu.

Çalışan, görevi yerine getiren bir bedenden ibaret okunamıyordu. Duyguları, ilişkileri, aidiyeti ve grup içindeki konumuyla birlikte üretime katılıyordu.

Bu yaklaşım insanı gerçekten özgürleştirdi mi?

Tartışılır.

Sosyal ihtiyaçları anlamak daha insani bir çalışma düzeni kurmak için kullanılabildi. Aynı bilgi, bağlılığı ve performansı artıran yeni bir yönetim tekniğine de dönüşebildi.

İnsan görülmeye başladı. Görülmesinin amacı kurumun sonuçlarından bağımsız değildi.

“Human resources” ifadesini kim buldu?

Bu noktada popüler tarih anlatıları hızla bir mucit arıyor.

Bazı kaynaklar John R. Commons’ın 1893 tarihli çalışmalarını, bazıları Peter Drucker’ın 1954’te yayımlanan The Practice of Management kitabını, bazıları Yale’den E. Wight Bakke’nin 1958 tarihli The Human Resources Functionçalışmasını başlangıç kabul ediyor.

Bu isimlerin hepsi aynı başlangıç noktasını göstermiyor. “Human resources” söz öbeğinin iktisadi ya da genel anlamdaki erken kullanımı ile bugünkü anlamıyla İnsan Kaynakları Yönetimi fonksiyonunun kurulması ayrı tarihler.

Bruce Kaufman’ın The Oxford Handbook of Human Resource Management içindeki tarihsel incelemesine göre terim ABD’de ders kitabı literatüründe 1960’ların ortasında görünmeye başladı. Bakke’nin 1958 tarihli çalışması bu kullanım için belirgin bir esin kaynağıydı. “Personnel management” ile “human resource management” yaklaşık on beş-yirmi yıl birlikte kullanıldı.

Drucker insanı diğer işletme kaynaklarıyla aynı listeye yerleştirirken başka kaynaklarda bulunmayan özelliklerine de dikkat çekti: muhakeme, hayal gücü, koordinasyon ve kendi performansı üzerinde söz sahibi olma kapasitesi. Buradaki “kaynak” dili, insan kapasitesinin yönetimin temel konularından biri haline gelmesini anlatıyordu.

“İnsan kaynakları” için tek bir mucit ve tek bir doğum tarihi veremiyoruz. İfade 20. yüzyılın ortasında yeni bir yönetim anlamı kazandı; 1960’lardan itibaren personel yönetiminin yanında yerleşti, 1980’lerde stratejik bir yönetim yaklaşımına dönüştü.

İnsan sermayesi: Masraftan yatırıma geçiş

Theodore Schultz ve Gary Becker’ın çalışmalarıyla 1960’larda gelişen insan sermayesi yaklaşımı; eğitim, beceri ve işbaşında öğrenmeye yapılan harcamaları gelecekte gelir ve üretkenlik yaratabilecek yatırımlar olarak ele aldı. Becker’ın 1964 tarihli Human Capital kitabı alanın temel çalışmalarından biri oldu.

Bu yaklaşım önemli bir düşünsel değişim yarattı. Çalışana yapılan eğitim harcaması gider hanesine yazılıp geçilecek bir kalem olmaktan çıktı. Bilgi ve beceri ekonomik değer üretebilir, geliştikçe kapasite artabilirdi.

“Sermaye” metaforunun taşıdığı risk de burada beliriyor. Eğitim, sağlık, deneyim ve beceri yatırım-getiri diliyle değerlendirildiğinde insanın değeri ölçülebilir ekonomik katkısına kolayca eşitlenebiliyor.

Becker’ın kendi açıklamasında önemli bir sınır var: İnsan; bilgisinden, becerisinden, sağlığından ve değerlerinden, fiziksel ya da finansal varlıkların sahiplerinden ayrılabildiği gibi ayrılamaz. 

İnsan sermayesi satılıp depoya kaldırılabilecek bir varlık değildir; insanın üzerinde taşınır.

Şirketler bu ayrımı zaman zaman unutuyor. “Yetenek havuzu”, “kaynak tahsisi” veya “kapasite kullanımı” konuşulurken insanların tercihleri, yaşam koşulları ve kurumdan ayrılma iradeleri görünmezleşebiliyor.

Merak etmeyin, ben sizi hala görüyorum.

Türk devlet geleneğinde insan hangi adla görüldü?

Buraya kadar anlattığım çizgi ağırlıkla Batı’da sanayi işletmelerinin ve modern İK fonksiyonunun tarihi. Türklerin devlet ve insan ilişkisi ise Amerikan fabrikasından başlamıyor.

Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldız, kamuoyunda 16 büyük Türk devletini temsil eden bir hafıza çerçevesi olarak kullanılıyor. Bu simgeyi alıp “Hepsinde aynı personel sistemi vardı” demek kolay, kanıtlamak mümkün değil. Aralarında yüzyıllar, farklı coğrafyalar, inançlar ve yönetim yapıları var. 

Yine de daha geriye bakınca tekrar eden bazı soruları görebiliyoruz: 

Devleti kim taşıyacak? 

Yönetici hangi özelliklere sahip olmalı? 

Hükümdarın halka karşı sorumluluğu nedir? 

Hizmet, liyakat, sadakat ve adalet nasıl kurulacak?

8. yüzyıldaki Orhun Yazıtları bugünkü anlamıyla personel yönetimi anlatmaz. Devletin kuruluşunu, dağılmasını ve yeniden toparlanmasını anlatırken kağan, beyler ve halk arasındaki ilişkiye açıkça yer verir.

Bilge Kağan kendi başarısını sadece buyurma gücüyle kurmaz; dağılmış halkı toplamak, aç olanı doyurmak, yoksul olanı varlıklı hale getirmek üzerinden anlatır. Yönetenle yönetilen arasında tek taraflı bir sahiplikten daha geniş bir sorumluluk dili vardır.

9. yüzyılda Karahanlı sahasında yazılan Kutadgu Bilig bu ilişkiyi daha ayrıntılı bir yönetim düşüncesine taşır. Yusuf Has Hacib, devlet görevlerini ve bu görevleri üstlenecek kişilerde bulunması gereken özellikleri tek tek ele alır. Adalet, akıl, bilgi, ölçülülük, doğruluk ve hizmet burada süslü erdemler olarak durmaz; devlet düzeninin çalışması bunlara bağlıdır. İnsan henüz “kaynak” diye adlandırılmıyor. Görevin gerektirdiği nitelik, yöneticinin ahlakı ve halka karşı sorumluluğu birlikte düşünülüyor.

Selçuklu ve sonraki Türk-İslam devletlerinde divanlar, katiplikler, askeri ve idari görevler daha kurumsal yapılara dönüştü. Görevlilerin seçimi, yetiştirilmesi, ücret ya da toprak geliriyle karşılanması, denetlenmesi ve yer değiştirmesi devletin devamlılığı açısından düzenlendi. Bu yapıları modern İK departmanına benzetmek tarihleri birbirine yapıştırmak olur.

Ortak nokta daha temel: Büyük bir yapı insan emeği ve bilgisi hakkında kayıt tutmadan, görevleri ayırmadan ve sorumlulukları tarif etmeden yaşayamıyor.

Osmanlı bu uzun çizginin içindeki duraklardan biri. Geniş askeri ve sivil bürokrasi makamlar, rütbeler, maaşlar, atamalar ve kayıt düzenleri üzerinden yönetildi. 

19. yüzyılda devlet salnameleri teşkilatı ve görev sahiplerini düzenli biçimde görünür hale getirdi. 1879’da kurulan Sicill-i Ahval Komisyonu’nun tuttuğu defterlerde memurların eğitimleri, bildikleri diller, görevleri, terfileri, maaşları, ödül ve cezaları yer aldı. Söz uçmuş ama yazı kalmış görüyorsunuz. 

Burada Osmanlı’yı modern İnsan Kaynakları’nın mucidi ilan edecek bir malzeme yok. Zaten buna ihtiyacımız da yok. Sicill-i Ahval, bir kamu personel kayıt sistemi. 

Orhun Yazıtları bir yönetim muhasebesi ve siyasi hitap. 

Kutadgu Bilig bir devlet ve ahlak düşüncesi. Her biri insanı başka bir kavramla görüyor, başka bir ihtiyacın içinden konuşuyor.

Kutadgu Bilig’den yaklaşık beş yüzyıl sonra Machiavelli, Prens’te yöneticiye başka bir yerden baktı. 

Yusuf Has Hacib devlet düzenini adalet, akıl, bilgi ve yöneticinin halka karşı sorumluluğu üzerinden kurarken Machiavelli iktidarın nasıl kazanıldığına, korunduğuna ve değişen koşullarda nasıl hareket edildiğine yoğunlaştı. 

İki eser aynı soruyu sormuyor. Fakat yan yana okunduklarında yönetim düşüncesindeki kalıcı gerilim daha görünür hale geliyor: Devleti yöneten insanın niteliği mi düzeni ayakta tutar, gücü kullanma becerisi mi?

Cumhuriyet döneminde memuriyet hukuku, merkezi personel düzeni ve daha sonra işletmelerde gelişen personel yönetimi bu birikime yeni katmanlar ekledi.

“İnsan kaynakları yönetimi” dili ise Türkiye’de özellikle 1980’lerin sonu ve 1990’larda küresel işletme ve stratejik yönetim literatürüyle yaygınlaştı.

Türk tarihine baktığımda düz bir ilerleme çizgisi görmüyorum. Daha ilginç bir şey görüyorum: insan bazen halk, bazen kul, bazen asker, bazen memur, bazen personel, sonunda kaynak olarak yönetim diline girdi. Kelime değiştikçe insanın devlet ya da kurum karşısındaki yeri, hakkı ve hareket alanı da değişti.

1980’ler: İnsan stratejinin konusu oldu

İnsan Kaynakları Yönetimi’nin bugünkü kurumsal anlamı 1980’lerde belirginleşti. 1984’te yayımlanan iki etkili yaklaşım bu değişimin farklı yüzlerini gösterdi.

Michigan modeli olarak bilinen yaklaşım; seçme, değerlendirme, geliştirme ve ödüllendirme sistemlerinin organizasyon stratejisiyle uyumlu kurulmasına odaklandı. Çalışan sistemi şirket hedeflerini gerçekleştirecek biçimde tasarlanmalıydı.

Aynı yıl Michael Beer ve çalışma arkadaşlarının geliştirdiği Harvard modeli daha geniş bir alan tarif etti: çalışan etkisi, insan kaynağı akışı, ödül sistemleri ve iş sistemleri; çalışanlar, yönetim, sendikalar, kamu ve toplum gibi farklı paydaşların çıkarlarıyla birlikte ele alındı. Organizasyonel etkililiğin yanında bireysel ve toplumsal iyilik de sonuçların arasındaydı.

Bu iki yaklaşım bugün hala tanıdığımız ayrımı görünür hale getirdi:

  • İnsanları stratejinin uygulanması için düzenlenecek kapasite olarak görmek
  • İnsanlarla kurum arasında karşılıklı sonuçlar üreten bir çalışma ilişkisi kurmak

Literatürde zamanla “sert” ve “yumuşak” İK olarak adlandırılan bu iki damar, aynı şirketin içinde bile birlikte yaşayabiliyor.

Bir şirket aynı hafta çalışan deneyiminden söz edip kadro azaltımını Excel hücreleri üzerinden planlayabilir. Liderlik gelişimine yatırım yaparken insanları kısa vadeli performans etiketlerine hapsedebilir. “En değerli kaynağımız insan” cümlesini kurarken çalışan sesine karar süreçlerinde yer vermeyebilir.

Sözcüğün arkasındaki yönetim tercihi, tabeladan daha fazla şey anlatıyor.

İnsan kaynaktan veriye dönüşürken

Bugün bu tarih yeni bir katman kazanıyor. Çalışan artık bordro kaydı, özlük dosyası veya performans puanıyla sınırlı biçimde izlenmiyor. İşe alım sistemleri başvuru davranışlarını, dijital çalışma araçları üretim hızını, iletişim ağlarını ve iş akışlarını veriye dönüştürebiliyor. Yapay zeka destekli sistemler bu verilerden performans, potansiyel, işten ayrılma riski veya role uygunluk hakkında tahminler üretiyor.

Bu araçlar büyük çalışan grupları içinde insan gözünün kaçırabileceği örüntüleri gösterebilir. Fakat tahmin, insan hakkında verilmiş tarafsız bir hüküm değildir. Hangi verinin toplandığı, neyin başarı sayıldığı ve modelin hangi geçmiş kararlarla eğitildiği sonucu doğrudan etkiler.

İnsan “kaynak” olarak tanımlandığında kapasitesine, “veri” olarak okunduğunda ölçülebilen izlerine indirgenme riski taşıyor. Üstelik algoritmik kararın arkasında kimin değerlendirme yaptığı daha az görünür hale gelebiliyor, gidilecek daha çok yol var, etik, bias vb.

Sanki eski soru yeni bir biçim alıyor: Kurum insan hakkında daha fazla şey bildikçe onu gerçekten daha iyi mi tanıyor?

İsim değiştiğinde ilişki değişiyor mu?

Son yıllarda bazı şirketler “İnsan Kaynakları” yerine People and Culture, People Experience, Employee Success, Talent veya İnsan ve Kültür adlarını kullanıyor.

Dil önemsiz değil. Bir fonksiyonun adını değiştirmek, hangi konuları merkezine almak istediğine dair işaret verebilir. Fakat çalışma ilişkisinin niteliğini tek başına değiştiremez.

Departmanın adı “İnsan ve Kültür” olabilir; çalışan görüşü alınmadan bir kutudan diğerine taşınabilir. “Çalışan deneyimi” ekibi kurulabilir; yöneticilerin insan kararlarındaki niteliği hiç ölçülmeyebilir. “Yetenek” sözcüğü kullanılabilir; kurum yatırımını yüksek potansiyel etiketi verdiği küçük bir gruba ayırabilir.

İlişkinin niteliği birkaç basit kararda ortaya çıkıyor:

  • İnsanlar kararların öznesi mi, uygulama nesnesi mi?
  • Performans verisi bağlamıyla mı okunuyor, tek başına hüküm mü veriyor?
  • Gelişim, kurumun ihtiyaç duyduğu becerilerle mi sınırlı; çalışanın mesleki yönünü de içeriyor mu?
  • Çalışan sesi kararları etkiliyor mu, dinlenmiş görünmek için mi toplanıyor?
  • Kurum, insana yaptığı yatırımın karşılığını sadece daha yüksek verimlilik olarak mı tanımlıyor?
  • Bir insanın değeri, mevcut rolünde hemen kullanılabilen kapasitesinin ötesinde görülebiliyor mu?

İnsan kaynak mıdır?

Bu soruya “İnsan kaynak değildir” diyerek hızlı ve rahatlatıcı bir cevap verebiliriz. Sonra gerçek kurum hayatı başlar.

Kurumlar iş gücünü planlamak, beceri ihtiyacını öngörmek, adil ücret sistemleri kurmak, insanları uygun rollere yerleştirmek ve gelişime yatırım yapmak zorunda. İnsan bütün bu hesapların içine giriyor. Hesabın sonunda geriye insandan sadece kapasite ve maliyet kaldığında bir şey eksiliyor.

İnsan organizasyona zamanını, emeğini, bilgisini, ilişkilerini, muhakemesini ve öğrenme gücünü getirir. Bunların yanında kurumun mülkiyetine geçmeyen bir hayatı, iradesi, mesleki yönü ve ayrılma hakkı vardır.

İnsan Kaynakları fonksiyonunun tarihsel vaadi, çalışanı bordro ve özlük işlemlerinin ötesinde organizasyonun geleceğiyle ilişkilendirmekti. Aynı tarih başka bir risk de taşıdı: insan giderek daha ayrıntılı ölçülen, sınıflandırılan ve stratejiye tahsis edilen bir kapasiteye dönüşebildi.

Bugün İK’nın değeri insanı ne kadar iyi yönettiğiyle sınırlı değil. Şu soruyu kurumun içinde canlı tutabiliyor mu?

Organizasyon insanın hangi kapasitesinden yararlanabilir; bunu yaparken onun hangi gerçekliğine, hakkına ve geleceğine karşı sorumludur?

İnsan ne zaman kaynak oldu?

Şirketler büyüdüğünde. Çalışanlar hakkında daha fazla bilgiye ihtiyaç duyulduğunda. İş ölçüldüğünde, refah yönetildiğinde, becerinin ekonomik değeri hesaplandığında ve insan sistemleri stratejiyle ilişkilendirildiğinde.

Benim aklımda kalan soru biraz başka:

İnsan, kaynak olarak görülmeye başladıktan sonra insan olarak ne kadar görünür kaldı?

Kaynaklar ve notlar

  1. Bruce E. Kaufman, Managing the Human Factor: The Early Years of Human Resource Management in American Industry, Cornell University Press/ILR Press, 2008. Kitap kaydı
  2. Robert C. Ford, Bruce R. Barringer ve Sean A. Newman, “The early history of human resource management: exploring the influence of contextual factors on managerial capacity,” Journal of Management History, 7 Nisan 2026. DOI kaydı
  3. CIPD/People Management, “Where does HR come from? A brief history of the people profession,” 29 Eylül 2021. Yazı
  4. Frederick Winslow Taylor, The Principles of Scientific Management, Harper & Brothers, 1911. Project Gutenberg metni
  5. Harvard Business School, Baker Library, The Human Relations Movement: The Harvard Business School and the Hawthorne Experiments, 1924–1933. Dijital arşiv
  6. E. Wight Bakke, The Human Resources Function, Yale Labor and Management Center, 1958. Dijital kayıt
  7. Bruce E. Kaufman, “The Development of HRM in Historical and International Perspective,” The Oxford Handbook of Human Resource Management, Oxford University Press, 2007.
  8. Gary S. Becker, Human Capital: A Theoretical and Empirical Analysis, with Special Reference to Education, NBER/University of Chicago Press, 1964. NBER kaydı
  9. Michael Beer, Bert Spector, Paul R. Lawrence, D. Quinn Mills ve Richard E. Walton, Managing Human Assets, Free Press, 1984. Harvard Business School kaydı
  10. Charles J. Fombrun, Noel M. Tichy ve Mary Anne Devanna (ed.), Strategic Human Resource Management, Wiley, 1984.
  11. Muharrem Ergin, Orhun Abideleri. Ankara Üniversitesi Açık Ders Malzemesi
  12. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig. Eserde devlet görevleri, yöneticilerde aranan nitelikler, adalet ve sorumluluk ilişkisi ele alınır.
  13. Gökhan Doğan, “Fundamental principles of state and management in Kutadgu Bilig,” Procedia – Social and Behavioral Sciences, 2011. Bartın Üniversitesi açık erişim kaydı
  14. Gülden Sarıyıldız, “Sicill-i Ahval Defterleri,” TDV İslam Ansiklopedisi. Madde
  15. F. Gül Çetinel, “Personel Yönetiminden İnsan Kaynakları Yönetimine: Tarihsel Bir Perspektif,” Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 19(1), 2003, 175–200. DergiPark kaydı

İş İlanlarının Ne Kadarı Gerçek? LinkedIn Soruşturması ve “Ghost Job” Ekonomisi

İş arama süreçlerinde en sık dile getirilen konulardan biri, uzun süre açık kalan ancak herhangi bir işe alımla sonuçlanmayan iş ilanları.

#ghostjob, yani hayalet ilan olarak adlandırılan bu olgu; gerçek bir açık pozisyona karşılık gelmeyen, güncelliğini yitirmiş veya işveren tarafından yakın dönemde doldurulması planlanmayan ilanları ifade ediyor.

Bu durum aday deneyimine ilişkin bireysel bir gözlem olmaktan çıkmış durumda. Artık akademik araştırmaların, sektör analizlerinin ve kamu otoritelerinin incelemelerine konu oluyor.

Temmuz 2026’da önemli bir gelişme yaşandı. Texas Başsavcılığı tarafından LinkedIn hakkında başlatılan soruşturmayla konu, tüketici hukuku ve dijital platform sorumluluğu çerçevesine taşındı.

Texas’ın LinkedIn Soruşturması

Texas Başsavcısı Ken Paxton, 14 Temmuz 2026 tarihinde LinkedIn hakkında, platformda yer alan yanıltıcı veya aktif bir işe alım sürecini temsil etmeyen ilanlara ilişkin resmi bir soruşturma başlattı.

LinkedIn’deki ilanların niteliği ile Premium hizmetlerinin pazarlanması arasında tüketiciyi yanıltabilecek bir ilişki bulunup bulunmadığını inceleniyor.

Bu incelemenin arkasında, adayların uzun süredir karşılaştığı somut bir tablo var: Sürekli açık kalan, isim değiştirerek yeniden yayımlanan ilanlar ve bu ilanlara başvurduğu halde görüşmeye çağrılmayan binlerce profesyonel.

Soruşturmada üç konu öne çıkıyor:

  • Platformdaki bazı ilanların aktif bir işe alım ihtiyacını temsil etmemesi,

  • Bu ilanlara ilişkin doğrulama ve denetim mekanizmalarının yeterliliği,

  • Premium hizmetlerinin sunduğu değerin gerçek ve güncel işe alım fırsatlarıyla ne ölçüde örtüştüğü.

Soruşturma kapsamında LinkedIn’den iş ilanlarının doğrulanma süreçleri, Premium pazarlama faaliyetleri, şirket içi iletişimler ve ilan yönetim politikalarına ilişkin bilgi ve belgeler talep edilmiş durumda.

Burada önemli bir ayrım var.

“LinkedIn, Premium kullanıcılarına kasıtlı olarak daha fazla sahte ilan gösteriyor” iddiasını doğrulayan kamuya açık bir kanıt bulunmuyor.

Soruşturmanın odağı farklı.

İncelenen konu, LinkedIn’in gerçekliği veya güncelliği tartışmalı ilanların bulunduğu bir ekosistem üzerinden Premium hizmetlerini pazarlamasının tüketiciyi yanıltıcı bir ticari uygulama oluşturup oluşturmadığı.

LinkedIn hem şirketler hem de bireysel kullanıcılar için bir buluşma noktası. Her iki taraf da platformun ücretli veya ücretsiz ürünlerinden yararlanıyor. Bu nedenle ilanların gerçekliği yalnızca aday deneyimiyle ilgili bir konu değil; platformun sunduğu hizmetin niteliğiyle de doğrudan bağlantılı.

LinkedIn ise iş ilanlarının doğru biçimde temsil edilmesini zorunlu kılan politikalarının bulunduğunu, şirket ve işe alım uzmanı doğrulamaları ile ilan kalitesini artırmaya yönelik uygulamalar geliştirdiğini belirtiyor.

Benim gözlemim ise biraz farklı. 20 yılı aşkın süredir işe alım yapan ve son yıllarda danışmanlık görüşmelerimde her gün yüzlerce ilanı takip eden biri olarak, bazı pozisyonların aylarca açık kaldığını, dönem dönem yeniden yayımlandığını ve çoğu zaman aktif bir işe alım süreci izlenimi vermediğini görüyorum. Bunun ne kadarının aday havuzu oluşturma, ne kadarının operasyonel süreçlerden kaynaklandığını dışarıdan bilmek mümkün değil. Şirketlerin kullandığı işe alım platformları ve kurumsal paketler de bu sürecin bir parçası olabilir. Örneğin belirli sayıda ilan hakkı bulunan paketler, ilanların kullanım şekli üzerinde etkili olabiliyor. Ancak aday tarafında oluşan soru işaretleri oldukça gerçek.

Ghost Job Araştırmaları Ne Söylüyor?

Araştırmaları okurken iki farklı veriyi birbirinden ayırmak gerekiyor.

Bazı çalışmalar, yayımlanan ilanların ne kadarının ghost job olabileceğini ölçüyor. Bazıları ise şirketlere, bu tür ilanları kullanıp kullanmadıklarını soruyor.

Dolayısıyla “ilanların yüzde kaçı ghost job?” ile “şirketlerin yüzde kaçı en az bir ghost job yayımladı?” aynı soru değil.

Hunter Ng – Baruch College

2024 yılında yayımlanan çalışma, Glassdoor verileri üzerinde LLM-BERT tabanlı bir sınıflandırma modeli kullanıyor.

Araştırmaya göre incelenen ilanların % 21’e kadarı ghost job niteliği taşıyor olabilir.

Çalışma, ghost job olasılığının özellikle büyük şirketlerde, uzmanlaşmış teknik pozisyonlarda ve uzun süre yayında kalan ilanlarda daha yüksek olabileceğini belirtiyor.

Araştırmaya göre bu ilanlar adaylarda iş arama yorgunluğu yaratıyor ve çevrim içi ilan sayılarını gerçek iş gücü talebinden daha yüksek gösterebiliyor.

Çalışma henüz hakem değerlendirme sürecini tamamlamamış bir ön baskı. Bu nedenle sonuçları önemli bir gösterge olarak okumak mümkün; ancak bütün iş ilanlarına doğrudan genellemek doğru olmaz.

Greenhouse Platform Verileri

İşe alım teknolojisi sağlayıcısı Greenhouse’un yayımladığı verilere göre herhangi bir çeyrekte platformdaki ilanların yaklaşık %18 ile %22’si ghost job olarak sınıflandırılıyor.

Bu veri Greenhouse platformuyla sınırlı. Bütün çevrim içi ilanların aynı oranda ghost job olduğunu göstermiyor.

Yine de iki farklı çalışmanın benzer biçimde ilanların yaklaşık beşte birine işaret etmesi dikkat çekici.

Şirket Araştırmaları Ne Gösteriyor?

ResumeBuilder

2024 yılında 1.641 işe alım yöneticisiyle yapılan araştırmada katılımcı şirketlerin yüzde 40’ı, son bir yıl içinde doldurma niyeti bulunmayan en az bir ilan yayımladığını belirtmiş.

Bu şirketlerin önemli bir bölümü söz konusu ilanları LinkedIn’de de yayımlamış.

En sık belirtilen gerekçeler ise şöyle:

  • Gelecekte kullanılmak üzere aday havuzu oluşturmak,

  • Şirketin büyüdüğü algısını desteklemek,

  • Henüz açılmamış pozisyonlar için aday verisi toplamak.

Buradaki %40, piyasadaki ilanların %40’ının ghost job olduğu anlamına gelmiyor. Araştırma ilan sayısını değil, bu yöntemi kullandığını söyleyen şirketlerin oranını ölçüyor.

Clarify Capital

Clarify Capital tarafından yapılan araştırmada da yöneticilerin önemli bir bölümü, bazı ilanların aktif işe alım amacı taşımadığını ifade etmiş.

Belirtilen nedenler arasında gelecekte kullanılmak üzere aday havuzu oluşturmak, şirket görünürlüğünü korumak ve bazı organizasyonel gerekçelerle ilanları açık tutmak yer alıyor.

Bu Veriler Bize Ne Söylüyor?

Farklı araştırmalar aynı soruya aynı yöntemle cevap vermiyor. Buna rağmen ortak bir noktaya ulaşıyorlar:

Belirli platformlar ve veri setleri üzerinde incelenen ilanların yaklaşık beşte biri, aktif ve güncel bir işe alım sürecini temsil etmiyor olabilir.

Bu oranı bütün dijital platformlara, bütün ülkelere veya bütün sektörlere aynı şekilde uygulamak mümkün değil.

Benzer biçimde, şirketlerin %40’ının en az bir ghost job yayımladığını söylemesi, bütün ilanların %40’ının ghost job olduğu anlamına gelmiyor.

Verilerin söylediği daha basit:

Ghost job istisnai birkaç ilandan ibaret değil. Ölçülebilen, tekrar eden ve farklı araştırmalarda benzer sonuçlar veren bir iş gücü piyasası sorunu.

Şirketler Neden Ghost Job Yayımlıyor?

1-Aday Havuzu Oluşturmak

2-Büyüme Algısı Yaratmak

3-Organizasyonel Nedenler-Bazı ilanlar mevcut çalışanlara ekibe yeni kişilerin katılacağı mesajını vermek veya organizasyon içindeki beklentileri yönetmek amacıyla açık tutulabiliyor.

3-Gelecekte Açılabilecek Pozisyonlar-Bütçesi henüz onaylanmamış ancak ilerleyen dönemde açılması beklenen roller için ilan yayımlanabiliyor.

4-Operasyonel Sorunlar-Bazı ilanlar ise aday takip sistemlerinin otomatik yenilemeleri, kapatılması unutulan pozisyonlar veya askıya alınan bütçeler nedeniyle yayında kalıyor.

İş Gücü Piyasası Üzerindeki Etkileri

  • İş Arama Yorgunluğu

Adaylar aktif olmayan ilanlara tekrar tekrar başvurarak zaman ve motivasyon kaybediyor. Bir süre sonra başvurular daha hızlı, daha seri ve daha özensiz hâle geliyor.

  • Yanlış Öz Değerlendirme

Yanıt alamayan aday, sorunun kendi CV’sinde, deneyiminde veya yetkinliklerinde olduğunu düşünebiliyor. Oysa bazı durumlarda ortada aktif bir işe alım süreci bulunmuyor.

  • Piyasa Sinyallerinin Bozulması

Ghost job’lar, çevrim içi açık pozisyon sayılarının gerçek işe alım talebinden daha yüksek görünmesine neden olabiliyor.

  • Güven Kaybı

İşveren markalarına ve dijital kariyer platformlarına duyulan güven azalıyor. Adaylar ilanların gerçekliğinden, şirketler ise gelen başvuruların niteliğinden şüphe etmeye başlıyor.

Sonuç

Texas Başsavcılığı tarafından başlatılan LinkedIn soruşturması, ghost job konusunu bireysel bir aday şikayeti olmaktan çıkararak dijital platformların sorumluluğu ve tüketici hukuku çerçevesinde tartışmaya açtı.

Soruşturmanın sonucu henüz belli değil ve LinkedIn hakkında verilmiş bir ihlal kararı bulunmuyor.

Bugünkü veriler, belirli platformlarda incelenen ilanların yaklaşık %20’sinin aktif ve güncel bir işe alım sürecini temsil etmeyebileceğine işaret ediyor.

İlanların bir bölümü gerçekten işe alım yapmak için yayımlanmıyor. Bunun aday deneyimi, işveren güveni ve iş gücü piyasasına ilişkin veriler üzerinde doğrudan sonuçları var.

Kariyer danışmanlığı tarafında bunun etkisini her gün görüyorum. Görüşmelerde en sık duyduğum sorulardan biri şu: “Bu kadar başvuruyorum ama neden kimse dönüş yapmıyor?”

Her zaman tek cevabı olmuyor bu sorunun. Bazen gerçekten rekabet çok yüksek, bazen adayın konumlandırması zayıf. Bazı durumlarda ise bu sorunun cevabı adayda değil, başvurulan ilanın kendisinde olabiliyor. Kimi durumda ortada aktif bir işe alım süreci de bulunmuyor. Ghost job tartışmasını önemli kılan nokta tam da burası.

#ghostjob #linkedinoptimization #jobhunt #Kariyer #İşeAlım #Recruitment #TalentAcquisition #HumanResources #ExecutiveSearch #İşArama #CareerDevelopment #FutureOfWork #Hiring #kariyermiti

BİR İŞ GÖRÜŞMESİNDE ŞİRKET HAKKINDA NE ÖĞRENİRSİNİZ?

Bir iş görüşmesinde deneyiminiz, yetkinlikleriniz ve role uygunluğunuz değerlendirilir.

Aynı görüşme size de önemli bilgiler verir:

Bu rol gerçekten tanımlanmış mı?

Organizasyon neye ihtiyaç duyduğunu biliyor mu?

Yönetici nasıl bir çalışma ilişkisi kuruyor?

Sizden beklenen sonuçlar ile kullanabileceğiniz kaynaklar örtüşüyor mu?

Bir iş teklifini değerlendirirken dört alana dikkat edebilirsiniz.

İş görüşmesinden çıktınız.

Soruların tamamını yanıtladınız. Deneyiminizi anlattınız. Pozisyona neden uygun olduğunuzu gösterdiniz. Her şey yolunda, 1 hafta içerisinde size döneceklerini ilettiler.

Peki siz ne öğrendiniz?

Rol neden açılmış?

Sizden hangi sorunu çözmeniz bekleniyor?

Ne ile ilgili karar almanız bekleniyor?

Performans kriteri/kriterleri var mı?

İlk yılın sonunda neye bakılarak başarılı sayılacaksınız?


Bu soruların cevapları belirsizse görüşme tamamlanmış olmayabilir.

Aslında mülakatta dikkat edilmesi gereken bazı işaretler var:

📌Rol, görüşme ilerledikçe şekil değiştiriyorsa…
Başvurduğunuz pozisyonun unvanı, kapsamı, seviyesi, çalışma modeli veya ücret koşulları süreç içinde değişebilir. Önemli olan değişikliğin açıkça anlatılmasıdır. Açıklama yerine rol sessizce başka bir şeye dönüşüyorsa durup yeniden değerlendirmek gerekir.

📌 Pozisyonun neden açıldığı söylenmiyorsa…
Yeni kurulmuş bir rol, ayrılan bir çalışanın yerine yapılan alım ve uzun süredir doldurulamayan bir pozisyon aynı hikayeyi anlatmaz. “Ekibimizi büyütüyoruz” cevabı da her zaman gerçek nedeni açıklamaz.

📌 Sizden büyük bir dönüşüm bekleniyor fakat karar alanınız konuşulmuyorsa…
Sonuç beklentisi yüksek; ekip, bütçe, yetki ve üst yönetim desteği belirsiz olabilir. Böyle bir rolde başarının yükü size, başarısızlığın nedenleri organizasyona ait kalabilir.

💣 Başarı yerine kişilik özellikleri tarif ediliyorsa…
“Çok dayanıklı”, “ellerini kirletmekten çekinmeyen”, “her koşulda çözüm üreten” biri aranıyorsa şu soruyu sormakta fayda var:
Bu kişiden hangi yapısal problemi kişisel çabasıyla taşıması bekleniyor?

📌 Her görüşmeci başka bir rol anlatıyorsa…

📌Önceki çalışanların tamamı problemli görünüyorsa…

📌Sorularınıza yer kalmıyorsa…

📌Süreçteki aksaklıklar tekrar ediyorsa…
Bir görüşme ertelenebilir. Bir e-posta gözden kaçabilir. Bir yönetici hazırlıksız yakalanabilir.

İptaller, sessizlikler, çelişkili bilgiler ve son dakika değişiklikleri tekrarlanıyorsa artık tekil bir aksaklıktan değil, bir çalışma biçiminden söz ediyor olabiliriz.


Tek bir soru işareti her zaman süreci bitirme nedeni değildir. Fakat soru işaretleri yan yana geldiğinde size rolün ilan metninde yazmayan kısmını gösterebilir. Lütfen görüşmelerde soru sormaya devam edin. Adayların da soru sorma hakları var:)

#işgörüşmesi #mülakat #işavı #kariyer

Yönetici Mülakatına Hazırlanmak için 10 Altın Kural

Kariyer ile ilgili sorulara devam edelim.

Merhaba. Eda Ben. Online Kariyer Koçunuz.

Birlikte çalıştığım danışanlar, iş görüşmesi için aday olan profesyoneller, hayatında ilk kez iş görüşmesine katılacak olanlar bana sıklıkla şu soruları soruyor: İş görüşmesine doğru hazırlanma yöntemi nedir, ne yapmalıyım, ne giymeliyim, nasıl davranmalıyım vb.

İşe alım yöntemleri biraz değişti ama çok değil. Birtakım testler, anketler, değerlendire merkezi uygulamaları kullanabiliyoruz. Hatta artık video görüşmeler, robotlara ön eleme yatırılan CV değerlendirme süreçlerimiz de var. Sonunda karar verici hala insan. Hala. İlgili birimin yöneticisi, departmanın yöneticisi, üst yönetimden birileri hala sizinle görüşme yapıyor. Tüm skorlar, kişilik envanterleri ve raporlar toparlandıktan sonra referans ve teklif sürecine girebilirsiniz. Bazı şirketlerde bu aşamalar daha sade olabilir.

Ancak ister dijital ister yüz yüze olsun, iş görüşmesi hedefinize ulaşmanız için önemlidir, hazırlanmak için aşağıdaki önerileri değerlendirebilirsiniz:

  1. Araştırma yapın: Şirket hakkında detaylı bilgi edinin, misyon, vizyon ve hedefleri hakkında bilgi sahibi olun. Şirketin kültürü ve değerleriyle uyumunuzu sergileyin. Liderlik, çatışma yönetimi, müşteri odaklılık, işbirliği yapma, ilham verme ve olumlu değişim yaratma yeteneğinizi vurgulayan anekdotları paylaşın(varsa, olmayan bir deneyimi uydurmanızı istemeyiz).
  2. Kendinizi tanıtın: Başarılarınızı, becerilerinizi ve deneyimlerinizi vurgulayın.Hala bir asansör konuşmanız yoksa kendinize bir tane hazırlayın. Bu bölüm 5-10 dakika arasında olabilir, 10 dakikayı aşmayabilir görüşmecinin soru listesinin olduğunu unutmayın.
  3. Soru-cevap hazırlığı yapın: Muhtemel soruları düşünün ve buna göre cevaplarınızı hazırlayın. Bunlar başarı ile sonuçlanan deneyimleriniz olabilir ya da sonucunda başarısızlık olan deneyimleriniz olabilir.
  4. Başarı örnekleri paylaşın: Somut örneklerle, başarılarınızı ve deneyimlerinizi destekleyin. Hangi sorunu çözdünüz, hangi yöntemi kullandınız, hangi araştırmalar, analizler, alternatif çözümler vb.
  5. Uygun kıyafet seçimi: Mülakatın yapılacağı sektöre ve şirket kültürüne uygun kıyafet seçimi yapın ya da şöyle söyleyelim sizi temsil eden, profesyonel hayattaki duruşunuzu yansıtan kıyafet seçimi yapın. 2000’li yılların ortalarında bir banka için işe alım yapıyordum ve aday görüşmeye file bluz ile gelmişti. Bankaların o zamanlar biraz daha sıkı bir kılık kıyafet yönetmeliği vardı. Dövmelerin gözükmesi bile ayrı sorundu.
  6. Liderlik ile ilgili bir role başvurduysanız eğer karşınıza hangi liderlik tipini sergilediğiniz, tercih ettiğiniz gibi sorular çıkabilir. Dönüştürücü, hizmetkar, katılımcı, bütünleştirici, koçvari veya yönlendirici, normatif stilde olabilirsiniz. Durumsal olarak nasıl kullandığınıza dair bir örnek paylaşmayı hatırlayın.
  7. İletişim becerilerinizi geliştirin: İyi bir iletişim kurmak için beden dilinizi ve ses tonunuzu dikkatlice kontrol edin. İşte bir mülakat pratiği: Gerçeklere dayalı bir konu hakkında bir sunum hazırlayın. Sunumunuzda kullanacağınız verileri ve bilgileri hazırlamak için zaman ayırın. Açık ve mantıklı bir şekilde ifade edebileceğiniz bir sunum hazırlamaya özen gösterin. Sunumunuzun içeriğini hazırlarken aşağıdaki adımları izleyin: Bu pozisyon sizin için neden uygun? Şirketin neden sizi seçmesi gerektiğini vurgulayın, kendinizi rakiplerinizden ayıran özelliklerinizi belirtin. Kim bilir belki bir gün bir iş görüşmesinde bu basit soruyu sorarlar.
  8. Özgüveninizi koruyun: Kendinize güvenin ve kararlılıkla hedefinize odaklanın.
  9. Referanslarınızı hazır edin: KVKK gereği artık CV’lerde referans adı soyadı, referansın iletişim bilgilerini eklemiyoruz. Sizde hazır bulunabilir, o aşamaya geldiğinizde referanslarınızdan da izin alarak paylaşabilirsiniz.
  10. Teşekkür edin: Mülakat sonunda teşekkür edin ve kapanış.

Yönetici düzeyindeki bir iş görüşmesi sadece sizin niteliklerinizi, yetkinliklerinizi kanıtlamakla ilgili olmadığını unutmayın.

Liderlik becerileriniz, potansiyeliniz, kurumsal kültüre uygunluğunuzu ve stratejik bakış açınızı da sergiliyorsunuz, bu kapıyı aralamak için bir fırsat. İçeri girmek için bu fırsatı kullanmayı istiyor musunuz?

Şirketin misyonunu, değerlerini, kültürünü, hakkındaki en son haberlerini, varsa sosyal sorumluluk projelerini, finansallarını ve sektör trendlerini derinlemesine inceleyin. Kuruluşun hedeflerini ve zorluklarını anlamak, yanıtlarınızı etkili bir şekilde uyarlamanıza yardımcı olabilir.

Neyi masaya getiriyorsunuz? Sizin benzersiz becerileriniz, farklı deneyimleriniz, öğrenilmiş dersleriniz ve başarılı olduğunuz konulardan bahsedin. Tüm temel becerileriniz için güvenilir ve hakkında konuşabileceğiniz küçük başarı hikayeleri anlatmak, sizin iş yapış biçiminize dair fikir verebilir. Somut örnekler varsa paylaşılmalı. Paylaşmazsanız bilemeyiz, zihin okuyamıyoruz. 2006 yılından bugüne binlerce iş görüşmesine değerlendirici olarak katılmış biri olarak söylüyorum. CV’de yazmadıysa bunu bilmemiz çok mümkün değil ya da sizinle çalışan biri sizi önermediyse, bilemeyiz. Zor.

Görüşmelerde STAR(Durum, Görev, Aksiyon, Sonuç) metodu yaygın kullanılan bir yöntemdir. Davranışsal sorular için hazırlıklı olun. Bir çatışmayı çözmeniz, liderlikle ilgili bir deneyim, stres yönetimi, ekibi geliştirme ile ilgili bir soru geldiğinde STAR’ı hatırlayın. Görüşme provası yapmak isterseniz randevu alabilirsiniz.

Ben ne sormalıyım?

Şirketin gelecek planları, karşılaşılan zorluklar, yönetilmesi gereken stres noktaları ve başarının nasıl ölçüleceği hakkında sorular hazırlayabilirsiniz. Görüşmeyi yapan yönetici ya da işe alım profesyoneli “Sorunuz var mı? Aklınıza takılan herhangi bir konu var mı?” gibi sorularla geldiğinde verebileceğiniz bir yanıt olabilir.

Kariyerinizde esenlikler, görüşmelerinizde başarılar diliyorum. Karşılaştığınız zorlukları biliyorum, benim başıma da gelmişti.

#kariyer #işgörüşmesi #10altınkural #kariyerplanlama #mülakatprovası #mülakatsoruları #kariyerdanışmanı #mülakatahazırlık #değerlendirmemerkezinehazırlık #kariyerkoçu #liderlik

Yapay Zeka ile CV Yazmanın Artıları ve Eksileri

Merhaba.

Ben Eda. 

Kariyer Danışmanınız. 

CV hazırlarken yapay zekadan faydalanmak istiyorsunuz değil mi? Durmayın. Deneyin. Çıktıları kontrol etmeyi hatırlayın. 

Özgeçmişler, iş arayanlar için bir pazarlama aracı görevi görüyor, adayların deneyimlerini, başarılarını, kariyerlerindeki kilometre taşlarını yaratıcı bir şekilde kullanıcıya sunmalıdır aslında. Yapay zeka tarafından oluşturulan özgeçmiş, sizin iş piyasasındaki rekabette öne çıkmanızı sağlayacak yaratıcılığı sınırlayabilir. Ama zaman kazandırır, hızlı bir şekilde CV oluşturabilirsiniz, yazar tıkanıklığı durumu yaşıyorsanız yol gösterici olabilir, 

Yapay zeka ile CV hazırlarken dikkat etmeniz gereken bazı önemli noktalar birkaçını paylaşıyorum, aklınıza gelen yeni bir şey olursa lütfen benimle paylaşın. 

  1. Anahtar Kelimeler: Yapay zeka genellikle belirli anahtar kelimeleri arar, bu nedenle ilanla ilgili önemli kelimeleri kullanmaya özen gösterin.
  2. Netlik: Bilgilerinizi net ve anlaşılır bir şekilde sunun. Karmaşık cümleler veya fazla detaylar, yapay zeka tarafından doğru bir şekilde işlenemeyebilir.
  3. Uygun Biçimlendirme: CV’nizi uygun başlıklar, bullet point’ler ve liste şeklinde düzenleyerek, yapay zekanın kolayca okuyabilmesini sağlayın.
  4. Doğruluk: Bilgilerinizin doğru ve güncel olduğundan emin olun. Yapay zeka, tutarsızlık veya hatalı bilgileri tespit edebilir.
  5. Kısa ve Öz: İlgili ve önemli bilgileri vurgulayarak, CV’nizi mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışın. 6 sayfalık bir CV’ye ihtiyacınız yok, karşınızdaki işe alımcının ilk değerlendirmesi için 7 saniyesinin olduğunu söylüyor araştırmalar. 

Bu ipuçlarına dikkat ederek, yapay zeka ile hazırladığınız CV’nin etkili bir şekilde taranmasını ve değerlendirilmesini sağlayabilirsiniz. Ve henüz bitmedi. Yapay zeka ile CV hazırlarken karşılaşılabilecek bazı zorluklar şunlar olabilir:

Anahtar Kelime Uyumu: Yapay zeka sistemleri belirli anahtar kelimeleri tarar(ATS uyumlu CV ifadesini görmüş olabilirsiniz daha önce)ve eşleşme bulmaya dayalı olarak adayları elemeye alır. Bu nedenle, uygun anahtar kelimeleri belirlemekte zorlanabilirsiniz.

İş İlanının İstenenleriyle Uyum: İlan metninde belirtilen önemli kriterleri karşılayan bir CV oluşturmak önemlidir. Yapay zeka, ilanla ilgili anahtar kelimeleri ve kriterleri doğru bir şekilde tespit etmekte zorlanabilir. İnsani bir dokunuş şart. 🙂

Doğru Format: Yapay zeka tarafından okunabilirliği artırmak için CV’nizi uygun başlıklar, sıralı listeler ve net bir şekilde düzenlemek gereklidir. Bu formatlama zor olabilir, kullanılan şablonları değerlendirirken deneyiminiz, unvanınız, profesyonel duruşunuzu göz önünde bulundurmayı unutmayın. 

Detay Dengesi: Bilgiyi doğru ve kapsamlı bir şekilde sunarken, aşırı detay eklememeye çalışmak önemlidir. Yapay zeka sistemleri, gereksiz detaylarla dolu CV’leri anlamlandırmakta zorlanabilir.

Bunlara ek olarak;

Sosyal Becerilere dair eksik değerlendirme, CV’nizde teknik yetkinliklerin yanında sosyal alanda, aktarılabilir olan yetkinlikler ve becerilerin olması avantajlı bir durumdur. AI bunu değerlendirme geride kalabilir(şimdilik). 

Sınırlı bir anlayış, bağlamdan kopukluk, bireyin deneyimi ve başarılarının bağlamını tam olarak anlama yeteneğinden yoksun olabilir, henüz öğrenme aşamasında biliyorsunuz. O nedenle başarılarınızı tam olarak aktarıldığından emin olun. 

Hata ve yanlış ifade kullanımı olabilir, yapay zekanın çıktısını tekrar ve tekrar okuyun, değerlendirin. Beyanınız önemli. 

Genel bir içerik oluşturma nedeni ile içeriğin büyük ihtimalle kişiselleştirmeden yoksun olması muhtemeldir. Bireyin benzersiz deneyimlerini ve niteliklerini etkili bir şekilde vurgulamada başarısız olabilir. Tüm bunları aktarmak için zaman ve çaba harcamanız gerekebilir, hatta bir koç ya da danışmanla çalışanlarınız olacaktır. 

Özgünlük sorunu, veri toplayarak birbirine benzeyen yapılarda CV çıktıları üretebilir. İşe alma yöneticileri özgünlüğe ve kişiselleştirilmiş bir yaklaşıma değer verir. İşi gücü bırakıp adayın seçtiği kelimeleri didikleniyoruz elbette, şablonlarınız kadar kendinizi ne kadar anlattığınız önemli. Çünkü sizin kariyer hikayenizi en iyi sizin anlatabileceğinizi düşünmek isteriz. Bu nedenle başka birinin özgeçmişini yansıtan bir özgeçmişe sahip olmak adayın öne çıkma şansını azaltabilir.

Ayrıca, yapay zeka tarafından oluşturulan içeriği tespit eden araçları da kullanabilirler değerlendiriciler, işin bir de bu kısmı var. 

Kolay gelsin.

Kariyer Tavsiyeleri

Merhaba, 

Ben Eda. Kariyer Koçunuz. 

Bir kariyer uzmanı olduğum için sıklıkla sorular gelmekte, medium üzerinden bir seriye başlıyorum. Kariyer Tavsiyeleri sizlerle. Yorumlarınız olursa ne mutlu.

İş görüşmesi olumsuz sonuçlandı. Ne yapayım?

İş görüşmesi sonrasında olumsuz geri dönüş aldıysanız, endişelenmenize gerek yok. İşte bu durumu olumlu bir şekilde ele almanıza yardımcı olabilecek bazı adımlar:

  1. Geri Bildirim İsteyin: Görüşme yaptığınız kişiden, neden olumsuz bir yanıt aldığınız konusunda geri bildirim isteyin. Bu, hangi alanlarda gelişebileceğinizi anlamanızda size yardımcı olabilir. 

2. Deneyimlerinizi Gözden Geçirin: Görüşme sürecini gözden geçirerek, hangi konularda gelişme alanınız olduğunuzu belirleyin ve bu konularda kendinizi geliştirmek için adımlar atın. Enerjim nasıldı? Motivasyonumu yansıtabildim mi? İşin benim deneyimleri ile uyuşan kısımları için örnek paylaşabildim mi?

3. Diğer İmkanları Değerlendirin: Olumsuz geri bildirim almak, sizi hedeflediğiniz işe doğru bir adım daha yaklaştırabilir. Bu süreci fırsata çevirerek, diğer iş olanaklarını da değerlendirebilirsiniz. İlgilendiğin pozisyonları listeleyin, sektör tercihiniz ne?

4. Motivasyonunuzu Koruyun: Olumsuz geri dönüşler, herkesin başına gelebilir. Bu durumda motivasyonunuzu kaybetmeden, kendinize olan güveninizi koruyarak yeni fırsatlar arayın, iyi olduğum yanlar ne, neyi daha başarılı yapabiliyorum, hangi konularda ilgiliyim?

Unutmayın, başarısızlık deneyimleri, kişisel ve profesyonel gelişiminiz için fırsatlar barındırabilir. Umutsuzluğa kapılmak yerine, bu deneyimi bir öğrenme fırsatı olarak görün ya da görmeyin. Belki de şu anda bu öğrenme fırsatı doğru zamanda size ulaşmamış olabilir. 

Harika Bir İş Bulmak İsteyenler İçin İş Arama Stratejileri

İş mi arıyorsunuz? İstifa, işten çıkarılma, sözleşme bitimi, yeni kadro açılmaması, mobbing, tükenmişlik, küçülmeye giden şirketler nedeniyle işsiz kalmak mümkün. Bir yandan kendimizi gerçekleştirmeye çalışıyor, diğer yandan iş-yaşam dengesini sağlamaya çalışıyoruz. Peki sizde durum nasıl? Kariyerinizde yeni bir adım atacağınız, iş arayışınızın aktif olduğu bir dönem mi?

Ücret nedeni ile yeni fırsatlara açık olduğunuz bir dönemde misiniz? LinkedIn’e göre, iş değiştirmek için aldığınız ortalama ücret artışı% 15.4, ülkemiz şartlarına bakıldığında ücret araştırmalarına göre 2. yarıyıl için %35-45 arasında iyileştirmeler yapıldı ve kimse memnun değil.

1 Temmuz 2023 itibariyle asgari ücret brüt 13.414,50 TL. Özel sektöre dair ücretler ile ilgili kariyer portallarından, forumlardan bilgi alabilirsiniz. Mesela son dönemde İK Yöneticisi pozisyonu için ücret aralığı 40-65K net arasında değişiklik gösteriyor, her sektörün dinamiğinin farklılık gösterdiğini ve ücret paketlerinin kıdeme, kullandıkları metodolojiye göre yukarı yönlü bir seyir izleyebileceğini paylaşmak isterim. Sorumluluk, yetki, esnek çalışma modeli, kariyer yolu, lokal ya da küresel çapta faaliyet göstermesi şirket ücret paketini&yan hakları etkiliyor.

İş değiştirme motivasyonlarından biri ücret, kimi zaman kariyerinde bir tıkanma hissi, kimi zaman yöneticiden memnuniyetsizlik, kimi zaman patron, şirket kültürü, konjonktür, marka gibi nedenlerle iş değiştiriyoruz. Ben proje sonlanması nedeni ile genelde iş değiştirdim, proje bazlı çalışmanın güzelliğinin burada olduğunu söyleyebilirim. Belirli bir dönem tanımlı işlere odaklanıp, ufka doğru yol almak gibisi yok.

Neler yapabiliriz?

  • Mevcut durum ile başlayalım, beyaz yakalının nereye giderse gitsin ihtiyacı olacak olan bir özgeçmiş ve son işinde yer aldığı güncel haline ihtiyacınız olacak. Gelişmeler, iş dünyasındaki son trendler için bir koç/danışman yardımı almanız mümkün. Bloglara da bakmanızı tavsiye ederim. Kendini yazılı ve sözlü çok iyi ifade eden öne geçebilir, kamu tarafında sınav sonrası mülakat zorunluluğu kalktığı için değerlendirme dışı tutalım. Profesyonel bir CV hazırlarken 2 sayfayı geçmemesine dikkat edin.

  • CV’nizi hazırladıktan sonra iş aramaya başlayacaksınız, bu noktada sektör, pozisyon, unvan ayrımına gidebilirsiniz. Lütfen 400 tane başvuru yapmayın, odaklanmanızı zorlaştırabilir.

  • Dijital dünyadaki varlığını ve ayak izinize bakın, sizi aramak isteyen İK profesyoneli nereden bulsun? Linkedin, instagram, threads, kariyer.net vb.

  • Başvurunuzu şirket özelinde uyarlayın, kapak yazısı iyi fikir olabilir, CV’niz size hizmet ediyor mu, eleştirel gözle bir bakın. Kendiniz karar veremiyorsanız bir iş arkadaşınıza, profesyonel bir yöneticiye, organizasyon dışından birilerine sorabilirsiniz, yardım istemekten çekinmeyin. Dikkat edeceğiniz nokta çalışırken mevcut yöneticinizden yardım isteme olabilir, sizce bu doğru bir karar mı?

  • Son dönemin popüler kavramları upskill-reskill, yeni beceriler edinmeye çalışın, robotlar işimizi henüz elimizden almadı yine de öğrenmenin sonu yok. Upskill mevcut becerilerin gelişen ihtiyaçlar doğrultusunda bir üst seviyeye çıkarılması şeklinde özetlenebilir. Reskill ise mevcut iş sürecini ilerletebilmek adına yeni beceriler öğrenme süreci diyebiliriz. Coursera, Udemy, Domestika gibi platformlar, uzaktan ya da yerinde eğitim programları bize yardımcı olabilir.
Photo by Matheus Bertelli on Pexels.com
  • Network, network, network… Linkedin’de her yeni bağlantınıza CV göndermeyi bırakın, iş hayatınızda sadece fayda üzerine kurulu ilişkiler inşa edin demiyorum, nezaketi elden bırakmayalım. Bağlantılar bizi istediğimiz yere götürmeye yardımcı olabilir, alma-verme dengesini gözetelim. Networking ile ilgili çok sayıda blog yazısı, makale ve kitap mevcut, bununla ilgili gruplar bile var, sabahları erken saatlerde buluşabiliyorlar, zoom/teams üzerinden bir araya gelebiliyorlar. Networkümüz ulaşabileceğimiz kişi sayısını ve alanı genişletmeye yardımcı olacaktır.
  • Linkedin üzerinden mesaj kutuma birçok CV ulaşıyor, bununla ilgili olarak bir not: KVKK gereği iş ilanlarına bireyin bizzat kendisinin başvuru yapması gerekmektedir. Bundan yaklaşık 20 yıl önce çeşitli gruplarda CV paylaşıyorduk, bunu artık yapmıyoruz. İş avcısı(yani siz, kahramanımız) firmaların web siteleri ya da kariyer platformları üzerinden başvuru yaparak ilerliyor. Hatta bazı şirketlerde başvuruyu ATS üzerinden değerlendirilmesi mümkün, CV’niz bir robot tarafından değerlendiriliyor, ya görüşme daveti alıyorsunuz ya da olumsuz cevap.

  • Mesleki birlikler, organizasyonlar, gruplara katılın. Bir yandan kendinizi gerçekleştirme fırsatını değerlendirirken hem yeni insanlar tanıma hem de kendinizi profesyonel olarak dünyaya anlatma şansını yakalayabilirsiniz. Mesela, kariyerine insan kaynakları alanında devam eden bir profesyonel Peryön’e üye olabilir, SHRM, MCT, HR Dergi, Employer Branding vb. İK temalı zirvelerini takip edebilir ya da eğitimlere katılabilir(Koçluk-ICF), sertifikalar alabilir.

  • Yakın ve uzak geleceği düşünün, ne yapmak istiyorsunuz, neleri seviyorsunuz, alternatif neler yapabilirsiniz? Mutlu olacağınız işi yapın konusuna hiç girmiyorum, mutluluğun sürekli olduğunu düşünenlerden değilim. Hayat böyle çünkü biz böyleyiz ve her bireyin kariyeri kendine özgü.

Bir kariyer danışmanı ile çalışın. Headhunter çalışması genelde şirketler üzerinden adaya doğru oluyor, koçluk ya da danışmanlıkta ise birebir çalışarak kariyer haritanızı çıkartma, mülakat provaları, değerlendirme merkezine hazırlık, CV kritiği, linkedin optimizasyonu çalışmaları yapabilir, iş avına çıkarken “daha güçlü bir CV nasıl oluşturulur, hangi roller benim için daha uygun” sorusunun cevabını bulabilirsiniz.

İçerisinde bulunduğumuz hafta içerisinde ManpowerGroup 2023 Üçüncü Çeyrek İstihdama Genel Bakış Araştırması yayınlandı, belirsizliklerin işe alım üzerindeki etkisi azalıyor, geçen yıl son çeyrek rakamlarına bakıldığında ise %4 artış söz konusu. Türkiye’de en yüksek istihdam beklentisi olan sektörler Finans&Gayrımenkul, Lojistik, Sağlık Hizmetleri olarak sıralanmış. 3. çeyrek için istihdamda bir artış gözlemleyeceğiz gibi, sonbaharda işe alım eforu artabilir, işe alım projeleri çoğalabilir, ilan sayılarında değişiklik gelebilir.

Birlikte çalışmak isteyenler mesaj kutusunu yeşillendirebilir ya da mail gönderebilir. Haftanın bir günü sizler için rezerve.

İyi bir kariyer yolculuğu dilerim.

Nerede O Adaylar?

İşe alım sürecinin herhangi bir aşamasında adaylar bizi yalnız bırakabiliyor. Süreçten çekiliyor, görüşme hiç yaşanmamış gibi davranabiliyor(*kırık kalp burada). Neden?

  • Kendi zamanlarına saygılı olunmadığını düşündükleri için
  • İşe alım süreci çok uzadığı için
  • Ücret paketi beklentinin altında kaldığı için

Sisteme CV yükleme, minimum bilgilendirmeye rağmen görüşmeye katılma yüce gönüllülüğü göstermiş ve zamanı değerli olan aday;

Size göre gerekli olan, mutlaka tamamlanması gereken testlere girmeyi kabul ediyor.

Defalarca tekrarlanan takvim güncellemeleri, işe alımcının uygunluğu olsa, yöneticinin olmadığı zamanlar nedeniyle işler çıkmaza giriyor.

İş teklifleri 2 yıl sonra geliyor mesela.

Aday ilgili yöneticinin süreç ile ilgili bilgi vermemesi nedeni ile süreçten kopabiliyor. Bana daha sürecin bilgisini vermeyen yönetici birlikte çalıştığımızda neler yapmaz? gibi bir düşünce oluşuyor zihinlerde. Olasılık dahilinde, geri bildirim kültürünün çok güçlü olmadığı bu coğrafya için makul bir kaygı diyebiliriz.

Mülakat sonrası yapılan sanal kontrol, forum, sözlük, kariyer blogları, twitter araştırmaları sonucunda okuduğu negatif yorumlar nedeni ile, ek olarak eski çalışan yorumları ile ufkunda ötesine geçerek kayboluyor.

Bu anlatılanlar bizi marka elçisi olmaya, aday deneyiminin yetenek kazanımındaki kritik rolüne getiriyor. İşveren Markası ile ilgili atılan adımlar, zayıf aday deneyimi problemini çözmeye yetmiyor.

Thrive Map isimli değerlendirme sağlayıcı firmanın araştırmasına göre adayların(Kuzey Amerika’da yapılmış araştırma) %47’si işe alım öncesinde yapılan değerlendirme merkezi uygulamalarından hoşlanmıyor. Türkiye’den bir kaynağa ulaşırsanız lütfen beni de haberdar edin:)

Saygı duyulan, yüksek kaliteli aday deneyimi yaratmak için misyon, vizyon, kültür, repütasyon gücünden faydalanmak itici güç. Daha fazla pozitif deneyim sağladığınızda daha fazla aday şirketinize referans olacaktır.

Çalışanlar pozitif deneyimi paylaştıkça adaylar daha fazla pozisyona başvuru yapacak, markanın ürünlerini ya da hizmetlerini kullanmayı tercih edeceklerdir/edebilirler.

2007 yılında 7 kez adaya dokunulan iş görüşme süreçleri, sınav, bölge görüşmesi, panel görüşme, 8. derece yönetici görüşmeleri yapılırdı. Süreçleri sadeleştirmek, adayı ve İK’cıyı yormadan da işe alım yapabilmek aradan geçen zamanda mümkün olmalıydı. Adayı şimdi dil testine alalım, haftaya genel yetenek testi ve sonrasında kişilik envanteri yaparız, bir de üzerine değerlendirme merkezi uygularsak şahane olur. Sonra Türkiye’nin şehirlerini alfabetik olarak tersten saysın.

Aday hala hayattaysa ve sizi bloklamamışsa belki referans kontrolü ve sonrasında ücret teklifi aşamasına geçer, hatta şanslıysanız ücret pazarlığı bile yapabilirsiniz??

Belki de adaya kimse farklı bir iş teklifi ile gitmemiştir.

Bitti.

İşe Alım Becerileri

İK profesyonelleri dışında görüşmelere şirket yöneticileri ve üst yöneticileri katılabilir. Kimi zaman bol aşamalı süreçlerden geçen adaylar sürecin sonunda nihayet iş teklifi alıyorlar, olumsuz sonuçlandığında ise en iyi ihtimalle bir bildirim ya da olumsuz olma nedenini açıklayan bir telefon çağrısı.

İşe alım becerileri yalnızca biz İK kökenli bireyler için önemli değil, bütün sürecin kalitesini, verimliliğini, pürüzsüzlüğünü ve hatta şirket ile ilgili marka algısını etkileyecek öneme sahip.

İşe alım yapacak fonksiyonun yöneticisi görüşme sürecindeki rolünün farkında olmalı. Planlanmış toplantınızın bir ana gündemi var ve işe alımcı kadar yönetici de markayı, şirketi, departmanı temsil ediyor. Burada tavsiye işe alım sürecinin iyice anlaşıldığından emin olmak ile ilgili olurdu. İşe alım egzersiz olsun diye yapılan bir faaliyet değil, maliyeti var, adayı gözünden tanırım, bir bakışta çözerim tarzı yaklaşımlar bizi çok ileriye götürmez. İşveren Markası, kaynak yaratma, cv görüntüleme, kısa liste oluşturma, test araçlarının uygulanması, aday deneyimi, seçme, ücret pazarlığı, belki referans süreci…

Görev tanımı anlaşılır olmalı, her iki taraf için de. İş ilanı adayda heyecan yaratmalı, kafa karışıklığına sebep olmasın, yöneticilere sesleniyorum lütfen ilanı okuyun. NE Yazılmış? Aslında ne olacak? Birden fazla pozisyon için ilan çıkıldığı zamanlar oluyor, bazen aday geldiğinde bırakın ilanı, CV’yi bile incelememiş ve “Neden biz?” ya da “Neden sizi işe alalım?”‘dan öteye gitmeyen karikatürize anlar yaşıyoruz. ROBOT SİZİ NEDEN İŞE ALSIN?

Yasal anlamda bizleri kısıtlayacak bir durum varsa danışılmalı, iş kanunu ile ilgili özel bir durum varsa yine hazırlıklı olmakta fayda var, adayla ilgili tüm soru işaretlerinin giderilmesi arzulanır, aklınıza takılan sorular için yapılacak olan ikinci bir iş görüşmesi sürecin etkin bir şekilde yönetilmediğine dair ipucu gibi düşünebilirsiniz.

Pozisyonun yan hakları, sektör rakamları, rakiplerin durumları ile ilgili hazırlıklı olun, buralardan soru gelebilir. Adaylar size soru sormak istediğinde onlara alan yaratmaktan çekinmeyin.

Zorlayıcı zamanlarında kimsin?

İyi anlarında kimsin?

Önceki çalışanınız en kötü gününüzü nasıl tanımlardı? Aday olarak böyle bir soruyu sorduğunuzda yuvarlak cümleler ile geçiştirmeye çalışabilirler, neyle savaşacağınıza karar verme zamanı. İşe başladıktan bir süre sonra(kısa dönem ya da orta dönem bilemiyorum) bu tip bir durum ile karşılaştığınızda ne olacak, durumu üzerinize alıp yükünü mü taşıyacaksınız yoksa benimle ilgili değil deyip yolunuza devam etmeyi tercih edecek misiniz?

İşe alma faaliyetini basite indirgemek sorununuzu çözmeyecek, elbette yapay zeka süreci yönetirken size zaman kazandıracak. Tasarlanırken yaratıcısının önyargıları ile gelişen bir yapay zeka uygulaması ideal sürecin hayata geçmesini zorlaştırabilir. Basit bir şekilde faaliyet alanını, sektörü, ürünü anlayan İK’cı, müşteri ihtiyaçlarını iyi okuyan bir İK’cı, şirketini iyi tanıyan çalışanlar/yöneticiler potansiyel çalışanların şirkete kazandırılması için hızlandırıcı bir etki yaratırlar. Yanlış kişiyi işe alırsanız yanlış operasyonu yönetebilir, işgücü devir oranını arttırabilir, tüm süreci baştan alabilirsiniz. Ve bu arada o çok değerli zamanınız ellerinizden kayar, gider… Farkındaysanız mülakat fiyaskoları ve online dünyadaki yansımaları konusuna henüz girmedim bile.

Yeni yönetici olmuş bir çalışansanız, işe alım becerilerinizi güçlendirmek için İK’dan ya da konusunun uzmanı bir profesyonelden yardım almaktan çekinmeyin. Önyargılar ve farkındalık, anda kalma, adaya etiket yapıştırmadan derin dinleme yapma kritik.

Şimdilik ElvEda. Koçluk yapmam gereken bir durum var. İyi hafta sonları dilerim.

Yer Altından Aday Çıkartmak

Denetimler nedeni ile biraz yoğun olan gündemimden ayrılıp blog yazamadım. Ajandamdaki notlara bakarken en yakın boşlukta değerlendirmek istedim.

Kafa Avcılığı TRT’nin Pazar Kuşağı sinemasını getiriyor ilk anda akla, Yerli Amerikalılar ile beyazların olduğu filmler.

Gerçek hayata dönelim, stres kaynaklı sağlık sorunlarına bakınca, üzerine bir de çalışma hayatına bağlı olduğunu düşününce, bir kafa avcısının siz ulaşması ve sizi bulunduğunuz yerden alıp daha mutlu ve tamamlanmış, huzurlu bir iş ortamına geçirmesine itirazınız olur muydu? Bunun garantisini %100 veremiyoruz.

Soru:

Yeni yetenekler kazanmak için HeadHunter kullanmalı mıyız?

Dezavantajları ile başlamışım notlara, faaliyet gösterdiğiniz sektörün uzmanı olmayabilirler, işe alma sürecinden epey uzakta olabilirsiniz, HH hizmetleri pahalı gelebilir burada bütçe yönetimi kritik ve hep en önemli konu, en iyi adaya ulaşmakta zorlanabilirsiniz, burada da size gereken en iyi olarak nitelendirdiğiniz mi, yoksa pozisyon için en uygun olan mı? Çıkar çatışmasına neden olabilir, rakiplerle ilişkilerin yönetim, kimlerle çalıştıkları önemli.

HEADHUNTER/KELLE AVCISI/BEYİN AVCISI/YETENEK AVCISI

HH bir şirkete özellikle yönetici veya uzmanlık pozisyonlarında yetenek tedariği sağlayan bir kuruluş ya da kişidir.

Avcı bir şirket ya da birey olabilir. Örn: Executive Search Company olarak geçen şirketler.

HH, bağımsız bir danışman da olabilir ya da istenen beceri setine sahip olan adayları aramak ve teşvik etmek için bir şirket adına çalışabilir(proje özelinde çalışan freelance ya da outsource danışmanlar). Danışman HH’ler birden fazla şirket için çalışabilir.

İşe alım profesyonellerine bakalım şimdi, uzman, danışman, sorumlu adı ile bir şirket bordrosu altında çalışır ya da üçüncü partide görev yapan danışmanlardır. İşe alım sürecinde biraz daha odaklı ilerler, ilan verme sürecine dahil olur, aday belirleme, işe yerleştirme, göreve başlama gibi adımlarda işin sahibidir.

Kaynak Görevlisi(Sourcer), ihtiyaçlara uyan herhangi bir profili bulur ve listeler, işe alım sürecinin bir parçası değildir, kaynak tarama ve yaratmada aktif olarak rol alır.

AVANTAJLARI

Verimlilikte artış, aramalarda etkinlik sağlar.

Boş pozisyonlar için yetenek bulma, teşvik etme, boş pozisyon için en uygun adayı bulma konusunda denenmiş, test edilmiş yöntemleri kullanır.

Kendi aday havuzundan daha hızlı bir şekilde sonuca ulaşabilir, geniş bir potansiyel yetenek ağı havuzu vardır.

İK işe alım sürecinden ayrılır ve diğer öz yetkinliklerine odaklanır.

Süreç gizlilik içerisinde yürütülecekse avantajlıdır.

İlanlara yapılan başvurusu sayısı yüksekse, operasyon yükünden kurtarır ve de zaman maliyeti ile ilgili tasarruf sağlar.

Ayrıca KOBİ iseniz, İK departmanına dair bir yapılanmanız yoksa aday tarama sürecini yapmanız gerekir, bir HH ile çalıştığınızda günlük rutininize daha çabuk dönersiniz.

İşe alma maliyetleri düşer.

Pasif olarak iş arayan adayların işe alınmasını sağlar. Zaten iyi bir işte çalışıyordur, HH onu proaktif olarak arar, derin ağ kurma becerilerini kullanarak şirkete çekmeye odaklanır.

Yüzlerce cv tarama, aday havuzu oluşturma, kısa listelerin hazırlanması, ilgili birim yöneticilerinin adayları onaylaması, İK görüşmesi, birim yöneticilerinin görüşmeleri, envanter ve test süreçlerinin tamamlanması, referans süreci gibi işe alım sürecinin basamaklarında yer alan en temel görevlerin tamamlanmasını sağlar ve adayı yönlendirmiş olur.

Yetkin ve güvenilir çalışanları işe alırsınız.

Şirketiniz ile ilgili haberlerin yayılmasını sağlamak, ilişki geliştirmek, networking organizasyonlarında aktif rol almak, terfilerin duyulmasını sağlamak, kendi çalışanlarınızın marka elçisi olarak konumlanması ile yeni yeteneklerin çekilmesi adına adım atabilirsiniz.

Performansı iyi olmayan/bekleneni karşılamayan bir çalışanı değiştirmeyi düşünüyorsanız; diyelim ki onu başka bir departmana gönderdiniz ve içeriden bir aday çıkartamadınız, o ara süreçte HH kullanabilirsiniz, gizlilik içinde yürür.

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

Doğru kafa avcısını arayın, uzmanlık alanlarını anlayın, işe alım sürecinden tamamen çıkmayın, resmi bir süreç ile seçim yapın, evet sözleşme hazırlamaktan bahsediyorum, profesyonel bir görüşme ayarlayın ve önceden hazırlayın, aday olacak yetenek/yetenekler konsunda antant kalın, uzman ya da yönetici ayrımı net bir şekilde yapıldığında kaynaklar etkin ve verimli bir şekilde kullanılabilir. Teklif/tazminat çerçevesini netleştirin, stratejik olarak işe alım sürecinin bir parçası olarak kalmayı unutmayın.

İyi kafalar ve avlar diliyorum.